Yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2016 Çarşamba

YAZILARIM

25 Aralık 2015 Cuma

2016 yılı trendleri için şifreler



Canlılar dünyasında insanoğlu olarak her zaman doğaya, doğanın mükemmeliyetine öykünüyoruz. 

İstisnasız bütün bilimsel araştırmalarımızda -canlı veya cansız- konumuzla ilgili olabileceğini düşündüğümüz  her bir doğal  varlığı ele alıyor ve gücümüz yetebildiğince incelemeye, sırlarını çözmeye  çalışıyoruz. Bununla da yetinmiyor, endüstriyel ve sanatsal tasarımlarımızda doğayı kopyalamaya çalışıyor; tasarım kavramını "Doğanın Tasarımları" örneğinden yola çıkarak  "İnsanın Tasarımları" biçiminde hayatımıza katıyoruz.

Organizma/ Gelenek/ Kozmoz/ Uzgörü trend temalarım ışığında 2015 ile vedalaşır, yeni yıla hazırlanırken,  2015-16 sonbahar/kış trendlerinin şifrelerine ışık tutacak 9 maddeyi burada ana başlık ve alt açıklamaları ile vereceğim.  Moda, iç dekorasyon ve benzer her bir sektörün bu maddeleri kendilerine özgü, kendi farklı açılarından incelemeleri / yorumlamaları / uygulamaları gerekiyor. Yani, her bir şifre, kendisine ışık tutan alt açıklaması ile her bir sektörde kendine özgü bir görünüm ve anlam kazanmalıdır; her bir şifre, sektörüne göre özelleşmeli, somutlaşmalıdır.  Elbette, her bir sektörün bu 9 maddenin hepsini,  teker teker uygulamaya çalışması da gerekmiyor ve zaten imkansız bir uğraş olacaktır. Bu kriterlerin, pazarın profesyonelleri kadar pazardaki müşteriler için de yeterli olacağı kanısındayım:

…ta ki 2016-17 trendlerimizi açıklayana dek…

1. Simurg’un altın tüyü

Özellikle detaylarda kendini gösteren ve koyu tonları ısıtmaya, aydınlatmaya yarayan parlaklıklar için ideal bir renk ve malzemedir.



2. Ruha dokunan atmosferler

Geleneksel temalar gölgesinde parlayan coşkulu renklerin pastel tonlarla dansı sayesinde mekanlar huzurun merkezi olabilir.


3. Güzelin verdiği haz evrenseldir.

İnsanoğlunun estetik ve konfor eğilimi ev dekorasyonunda organik hatlara ağırlık vermesini sağlıyor. 2016 dekorasyon trendleri organik hatları evlerimize taşıyacak mı?


4. Her şey zıddıyla vardır!

Zıtların birliği esastır. Parçası olduğumuz doğadan bizi uzaklaştırmadan dinginleştiren renkler güzel bir tezat yaratacak şekilde zıtlarıyla birleşebilir mi?



5. Malzeme sihirlidir

Malzemenin kritik etkisini gözden kaçırmadan akıllıca kullanmak çok önemli. Metal (özellikle altın ve bakır), ham ahşap, cam ve seramik özellikle de mermer malzeme çok önemli.


6. Ayna ayna söyle bana…

2015 trendleri içinde gördüğümüz aynalar 2016 yılında farklı malzemelerle birleştirilerek oluşturulan değişik kombinasyonları ile sahnede kalmaya devam edecek görünüyor.



7. Herkes oyun sever

Şeker görünümlü neşeli ve canlı renklerle oluşturulan, adeta içerisinde eğlence barındıran pop mobilyalar ve dekorasyon atmosferleri kişileri uyarmak ve ilham vermek için birebir.



8. Renkler her dili konuşur

Renk tonlarında parlak ve ara tonlar yaşama mekanlarında büyüleyici bir etki yaratabilir. Bu tonlar üzerinde altınların muhteşem bir tasarım vurgusu yaratacağı kesin.



9. Desen Varoluşu Anlamlandırır

Geometrik monokromlar ve çiçek desenleri yollarına birlikte devam ediyor. Optik ilüzyon desenleri kozmoz teması altında dekorasyonda göreceğiz ve cesur renkleri ile bütünleşecek.




Endüstriyel Tasarımcı / Trend Danışmanı
Uygulamalı Fütürist (Applied Futurist)

@trendssoul

Sayfa güncelleme tarihi : 10.01.2016



19 Aralık 2015 Cumartesi

GELECEĞİN PARADİGMASINDA MUTFAKLAR


Üniversiteler, özel ve kamusal teknoloji kurumları ile şirketlerin kendi Ar-Ge birimleri gibi araştırmaya yönelik bütün kuruluşlar, öncelikle ait oldukları ülkelerin ulusal ve giderek bütün bir dünyanın global eski teknolojilerini değiştirir, yenilerini üretir ve yayarlar.  Bu etkileşim ağının dışında kalabilmek, bütün iletişim kanallarının kapatılması gibi imkansız bir önkoşula bağlıdır. Sürekli gelişen ve artık günümüzde kendi hedeflerini bile bilimsel sıçramaları ile kendisi koyan teknolojik yenilikler, eğitimden finansman sistemlerine kadar, piyasa içi veya piyasa  dışı, istisnasız her şeyi etkilerler.

Bu teknolojik gelişme süreci, kendisini üreten (ve hatta üretmeyen) insan nesillerini etkisi altına alır; sosyal yaşam, düşünme biçimi ile değerler ve yargılar gibi her konuda özelleştirir. Dikey analizde bu etkileşimin, insanların psikolojik yapılarından sosyo-ekonomik konumlanmalarına kadar hemen her alanda ortaya çıktığı, nesillere bile ad verdiği apaçık ortadadır. Yatay analizde bakıldığında, bu teknolojik sürece katkı sağlayamayan, üretmeden satın almak zorunda kalan coğrafyalardaki  düşük gelirli bireylerin, doğal olarak gösterilen imrenme davranışları ile yaptıkları harcamaların kendi piyasaları üzerindeki etkilerinin de çok olumlu olmadığı görülür.  

Dünyanın neresinde olursa olsun, iletişimden kopamayacağı gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalan, giderek yoğunlaşan psikolojik ve sosyo-ekonomik baskılara maruz bırakılan insan, yeme-içme ve barınma gibi en temel iki yaşamsal ihtiyacında bile önüne konan seçeneklerden başkasına sahip değildir. Fakat bu, sadece günümüzün değil, bütün bir insanlık tarihinin, yarınlarda da devam edecek olan dramı, insanlığın paradoksudur. Ateşi ve tekerleği ve hatta çeliği bulduğu günden bugüne insan, sürekli olarak teknolojisini yeniliyor fakat toprağa döneceği güne kadar da hep kendi eskisinin özlemi ile kıvranıyor. İnsan beyninin bu paradoks ile ilişkisi, aslında bütün yeniliklerin motorudur fakat mutluluğun anahtarı olup olmadığı tartışılır. Çünkü bu kendisini besleyen ve doğrulayan çelişkinin girdabı içindeki insan, eskiye imrenmek kadar sahip olamadıklarına imrenmek gibi bir zaafı da beyninde taşıyor.

Hayatının -ortalama-  26 yılını uyuyarak  geçiren insan, sadece bedenini mi dinlendiriyor? Yoksa, günün  en az iki saatini trafikte, 8-12 saatini işyerinde geçirirken yorulan beyni için mola mı veriyor?
Cevabı profesyonellerine bırakıp, insanın midesi ile olan ilişkisine bakalım. Bu ilişkinin temeli olan mutfakların, teknolojik yeniliklerle nasıl da imrenilecek ortamlara dönüştürüldüğünü hepimiz çok yakından biliyoruz. Fakat, acaba aldanıyormuyuz? Sahip olduğumuzda, bedel olarak neleri kaybedeceğimizin hesabını yapıyormuyuz? Beynimiz bize bir oyun mu oynuyor?

Evin gençleri bu değişimi mutlak surette isteyecek, baskı bile yapacaklardır. Çünkü henüz onların eski anıları yok, içinde doğdukları ortamdan bıkkınlıkları var. Bugün muhasebe yapmak zamanı anne babaların, onlar bunu henüz idrak edemezler. Bir annenin, evdeki tek kalesini terketmesinin, anaerkil egemenliğinden vazgeçerek sınırlarını açmasının anlamını bilemezler. Kıyıda köşede sakladığı buruşuk kağıtlara gizli gizli bakarak yemek yapmanın getirdiği gururdan yoksun kalmanın nasıl bir acısı olacağını bilemezler. Teknolojinin şeffaf olmaya mecbur bıraktığı, adeta hiçbir sırrı olamayacak kadar ortalıkta yaşamak zorunda bırakılan çağın gençleri,  akıllı telefonlarından tarif alıyor ve gocunmak hiç akıllarına gelmiyor. Büyük olasılıkla lezzet peşinde değiller, olamazlar da. Şeffaflık, lezzeti değil, farklılıkları araştırmayı gerektiriyor; lezzet peşinden gelir nasıl olsa. Bu duruma düşen bir  annenin, 1980 ve öncesinde doğmuş olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Günümüzde x kuşağı olarak adlandırılan bu annenin nesli, hiç savaş görmedi fakat her zaman otoriteye saygılı oldular. Kadınların meslek edinerek çalışma hayatına atılmalarındaki ilk kuşak idiler. Doğum kontrolu bu nesil ile başladı. Az çocuklu, küçük aileler trendini başlattılar; ekonomik özgürlük iddiası ile işverenlerin kapılarını aşındırırken kocalarından da eşitlik talep ettiler. Kendi annelerine garip gelen bu davranış biçimleri ile, kendilerinden öncekilerin yaşam tarzını yani bütün kollektif düşünce biçimlerini reddettiler.  Fakat mutfaklarını, o hiç terketmedikleri gizli kalelerini, annelerinden devir aldıkları içgüdüleri ile ancak buraya kadar getirebildiler. Teknolojiyi sadece gerek duyduğunda kullanmış olan bu nesil, teknolojiyi her saniye kullanan  çocukları tarafından itekleniyor fakat  kendilerinin başlattığı bireysellik ve eşitlik paradigmasının ikinci ayağına yani şeffaflık aşamasına geldiklerini göremiyor ya da kabullenemiyorlar.

Kendilerinden bir önceki kuşak, savaş görmüş, acılar çekmiş bir kuşak idi. Her şeyi kollektif düşünür, herşeyi birlikte yaparlardı. O günlerden kalma deyişle, hepsi birisi ve birisi hepsi için idi. Bugünün gençlerine, Millenium kuşağına analık babalık yapanlar, onların bu kollektif felsefesini yıktılar, bireysellik ve eşitlik paradigmasını getirdiler. Şimdi kendi çocukları, bu paradigmayı yukarı taşıyor, yepyeni ve alışılmamış değerler katıyor, eski değerleri yerle bir ediyorlar. Hiç şüphesiz, ilk darbeyi yeme içme alışkanlıkları ve mutfaklar alıyor. Herşeyin şeffaf olmasının zorunlu olduğu günümüzde, mutfaklar da şeffaf olacaklar: içleri görünecek, salonun bir köşesine ve hatta tam ortasına bile konacaklar. Garip gelebilir fakat bunu öncelikle kızlar istiyorlar. Çünkü hiç kimseye, kendi çocuklarına bile hizmet etmek istemiyorlar.

Beyin bu kadar değişebilir mi? Yoksa bunu zaten beyin mi istiyor? Bu trendin sonu yeni bir paradigmaya gebe olabilir mi? Gelecekte mutfak diye bir yer kalmayacak mı? Bütün bu ve benzer soruların cevabı çok basit: yükselen her paradigmanın, maksimum bir tepe noktası vardır. Bu tepe noktasına yaklaştıkça, çıkış yavaşlar çünkü sistem kendisini taşımakta giderek zorlanmaya başlar.
Bir yandan kendi artan ağırlığı ile hantallaşırken öte yandan, dipten gelen yeni paradigmanın dalgaları ile giderek daha fazla sarsılmaya başlar ve nihayet yıkılır. Bu eğriyi gözlemlemek, özel bir ihtisastır, özel bir çalışma alanıdır: üniversiteler, özel ve kamusal teknoloji kurumları ile şirketlerde faaliyet gösteren istisnasız bütün Ar-Ge birimlerinin, konu ile ilgili araştırmalarının takip edilmesini gerektirir. Bu çalışmaları yapan biri olarak, önce kapalı ve sonrasında şeffaf, günümüzün bütün mutfak terminolojisinin önümüzdeki 50 yıl içine mutlak surette değişeceğini, hatta tamamen biteceğini iddia ediyorum. Bu, benim arzum değil, gelecek çalışmalarımda ortaya çıkan bir zorunluluk.

Özlem Yan Devrim

Endüstriyel Tasarımcı - Tasarım ve Trend Danışmanı
Applied Futurist

www.trendssoul.com 

25 Ekim 2015 Pazar

KÜÇÜK MUTFAKLARDA TRENDLER ve GELECEĞİN ŞİFRELERİ

Boyut Yayın Grubu - Banyo Mutfak Dergisi - No. 103- Ekim/Kasım 2015






Endüstriyel Tasarımcı / Trend Danışmanı
Uygulamalı Fütürist (Applied Futurist)

@trendssoul


Sayfa güncelleme tarihi : 10.01.2016

24 Ekim 2015 Cumartesi

KÜÇÜK MUTFAKLARDA TRENDLER ve GELECEĞİN ŞİFRELERİ

KÜÇÜK MUTFAKLARDA TRENDLER VE GELECEK

Küçük mutfak tadilatlarında ilk koşul, doğru yerleşim planını tasarlamaktır. Bu plan ilk adımda, estetik kaygılardan uzak, saklama / temizleme / hazırlama / pişirme / bekletme / sunuş sürecine hiç sıkıntısız ve hatta (maksimum düzeyde) konforlu bir cevap verebilecek içerikte olmalıdır. Tasarımcı bu planı, ailenin demografik, sosyolojik, kültürel, ekonomik yapısını göz önüne alarak, ev sahibi ile birlikte yapmak zorundadır. Mutfak trafiği (nde iş adımları) olarak adlandırılan, hiçbir şekilde trend alanlarına girmeyen bu süreç, ailenin alışkanlıkları ile özel kriterlerine bağlı olduğu için tasarımcı, teknik uyarılar dışında keyfi davranma lüksüne sahip değildir ve ailenin onayı ile tamamlanmadıkça, estetik çözümler ile ürün seçimlerine de geçilemez.

Küçük mutfaklardaki detaylar ile estetik çözümler ve kullanılan ürünler, tasarımcının maharetini göstermesinin beklendiği yerlerdir. Günümüzde giderek artan şehirleşme trendi ile yoğunlaşan nüfus,  arz talep dengelerini de bozarak şehirlerde yaşamayı giderek daha pahalı hale  getiriyor ve konutlar giderek küçülüyorlar. Teknolojik ilerlemenin getirdiği konfor ile farkındalık, geleneksel/yerel trendler ile örf ve adetleri bozuma uğratarak aile kurma ve/veya çocuk sahibi olma  oranlarını düşürüyor, boşanmalar artıyor ve büyük konutlara olan talep (zaten) azalıyor. Mutfak ihtiyaçları, küçülen her şeye paralel olarak alışveriş alışkanlıklarını da değiştiriyor;  giderek küçülen ambalajlı ürünlere olan talep her gün artıyor. Birbirlerinin içine geçmiş, birbirlerini türeten bütün bu global trendlerin yoğun baskısı altında mimarlık da nasibini alıyor; adeta gün geçtikçe daha bir mühendisleşiyor, dahice minimal çözümler bulma yolunda evriliyorlar.

Donmuş  ve/veya hazır endüstriyel ürünlerin getirdiği rahatlıkla küçülebilme ve hatta salonun bir kenarında dekoratif bir görsellikle var olabilme şansını yakalayan yeni mutfak alanları, geleneksel konumları ve kullanım alışkanlıkları ile cazibesini hiç kaybetmeyeceğe benzeyen eskilerine asla baskın olamıyorlar. Eski ve geleneksel alanların varlığını güçlendiren başlıca üç etken var: endüstriyel ürünlerin yarattığı endişelerden doğan sağlıklı yaşam/yeme/içme trendi; bu trendin beslediği, geleneksel tencere yemeklerindeki damak tadına tutku ile yemek maliyetlerindeki ucuzluk; kadının anaerkil tutumunu sergileyebildiği tek yer, evin en üst derecedeki sosyalleşme ve paylaşma  mekanı olmaları. Belki bir dördüncü etkeni de  eklemekte fayda olabilir: eski ve geleneksel mutfaklar, bir zamanlar deneysel yaratım süreçlerinin laboratuvarları gibi de kullanılırlardı, belki halen bu özlemi duyanlar da vardır.

Küçük mutfaklar küçük ev aletlerinin daha da küçülmesine, büyük detayların daha minimize olarak hayatımıza girmesine, malzeme ve imalat teknolojisinin de gelişmesine sebep oluyorlar. İlk çıktıklarında küçük bir valiz kadar olan mutfak robotları bugün bir mutfak çekmecesine girebiliyorlar. Deneysel mutfak yaklaşımları ile tencere, tava gibi objeler daha komplike aletler halini alıyor, elektrikle çalışıyor ve sensörlerle kontrol ediliyorlar. Çok yakın bir gelecekte "eşyaların interneti" denilen teknoloji ile mutfak aletlerimiz hem kendi aralarında ve hem de bizlerle iletişim kuracaklar. Bizden öte, marketle iletişim kurup biten ürünlerin siparişlerini bile verecekler.  O günler geldiğinde, küçük mutfaklar kesin zaferlerini ilan etmiş olabilecekler mi diye düşünmenin bir anlamı yok. Teknoloji geleceği belirliyor ve önünde durmanın imkanı yok. Fakat mutlaka birkaç istisna kalacak: çok, çok zenginlerin evlerinde kocaman mutfaklarda tencere yemekleri pişirilecek ve ziyafet sofraları kurulacak. Çok, çok fakirlerin evlerinde, aluminyum tencerelerde sebzeler kaynatılacak, belki hala odun ateşinde.

İşte o zaman, küçük mutfak tadilatlarında ilk koşul, doğru yerleşim planını tasarlamak olmayacak. Hazır planlarla, estetik kaygılardan uzak, saklama / temizleme / hazırlama / pişirme / bekletme / sunuş süreciyle hiç ilgisiz, maksimum düzeyde  konforlu hazır cevaplar olacak. Her aile veya birey, kendi demografik, sosyolojik, kültürel, ekonomik yapısını göz önüne alarak, kendi planını internetten seçecek.

Bir zamanlar mutfak trafiği (nde iş adımları) olarak adlandırılan, hiçbir şekilde trend alanlarına girmeyen bu süreç, ailenin veya kişinin alışkanlıkları ile özel kriterlerine bağlı olmak bir yana, tamamen hayatından çıkacak. Estetik çözümler ile ürün seçimlerini, internetteki robotik programlar yapacak. Kişisel tercihler ortadan kalkacak, insanlar tek tip olacaklar. Güzel olup olmayacağı bilinmez, fakat teknolojinin getireceği  tembellik diz boyu olacak, o kesin.


Özlem Devrim
Trend Danışmanı & Endüstriyel Tasarımcı


www.trendssoul.com 

25 Eylül 2015 Cuma

YEREL ve GLOBAL TRENDLERİN ŞİFRELERİ


1) Siz Türkiye’de Trendler  hakkında tez yazan ilk kişisiniz. Çok popüler  olan ‘trend’ kavramının akademik anlamda karşılığı nedir?

Günümüzde hemen her alanda, her uzmanlık dalında bir tamlayan olarak karşımıza çıkan trend kelimesi, gelip geçici heveslerin ifadesinden uzgörü tahminlerine kadar, her bir farklı durumu betimlemek için kullanılan, geniş frekanslı algı alanına sahip bir kavramdır. Yükselen ve alçalan her türlü sanatsal, teknolojik, ekonomik, politik, sosyolojik... gibi eğrisel hareketlerin göstereni olarak kullanılır. Akademik analizin ilk adımında trendler, yerel ve global olmak üzere iki grupta incelenirler. Her iki grubun nasıl oluştuğu ve/veya oluşturulduğu, bazıları birbirlerinden bağımsız, bazıları birbirlerinden etkilenen pek çok girdiye bağlı karmaşık/grift bir konudur.

2) Trendleri yerel ve global olmak üzere ikiye ayırdınız. Bunu biraz açarmısınız?

Detaylarına (ve sebeplerine) inmeden, temelde/basit birkaç farklı özellikleri olduğunu söyleyebilirim: yerel trendler, doğaları/kökenleri gereği çok uzun ömürlü olabilirler fakat global trendlerin etkisi genellikle on seneden fazla sürmez. Buna karşılık, yerel trendlerin globalleşebilmeleri çok ender görülür fakat global trendler bütün yerel trendlere baskın olurlar/olabilirler. Yerel trendler, geleneksel fakat global trendler bilimsel ve teknolojik kökenlidirler. Yerel trendler üreyemezler ancak toplumsal potansiyelin yeterli olduğu koşullarda kendilerini yenileme yetenekleri olabilir. Global trendler ise toplumdan bağımsız olarak doğar, gelişir ve sürekli değişirler. Yerel trendlerin ne yönde evrilebileceklerini görmek, içinde yaşayan bir trend uzmanı için oldukça kolaydır hatta bu yönde bir etkisi bile olabilir. Oysa ki global trendleri ön görebilmek, depremleri belirleyebilmek kadar zor ve çoğu zaman (çoğu trend uzmanı için bile) imkânsızdır.

3) Bu açıklamanın ardından gelebilecek tek bir soru var:  'trend uzmanlığı' nedir, akademik anlamda bu uzmanlığın eğitimi var mıdır?

İkinci sorunuza cevap verirken, yani yerel ile global trendlerin farklılıklarını açıklarken "yerel trendler üreyemezler" demiştim. Bu tez ile, trend uzmanlığı konusunun/mesleğinin, sadece global trendleri kapsadığını da ima etmiş oldum. Evet, yerel trendlerin uzmanlığı diye bir şey söz konusu olamaz. Fakat burada çok önemli bir ayrıntı var: Coğrafi anlamda yerel olmakla bilimsel/teknolojik anlamda  yerel olmak, birbirlerinden taban tabana farklı iki durumu ifade ederler. Birinci sorunuza verdiğim cevap, yani trendleri yerel ve global olarak ikiye ayırmak, bilimsel ve teknolojik anlamda global trendleri belirleme yeteneğinden mahrum coğrafyalardaki ülkelerden bir bakışın ifadesi idi. Çünkü, bilimsel düzeyleri ve teknolojileri ile global trendleri belirleme yeteneğine sahip coğrafyalarda (sürekli üreyen / üretilen) yerel trendler kavramı, kendiliğinden global trendler olmak özelliğini kazanırlar. Böyle bir analiz bize, trend uzmanlarının nasıl ve nice ortamlardan çıkabilecekleri konusunda bir ipucu da verir. Fakat, bu ipucu asla bir kesinlik taşımaz çünkü bilimsel analizlerden biliriz ki  mutlak doğru  yoktur. Yani, ana dili İngilizce veya Almanca olanların hepsi 'trend uzmanı' olamazlar ve ana dili Türkçe olan biri de 'trend uzmanı' olabilir. Başka bir şekilde ifade edeyim: Bu soruyu, örneğin bir Amerikan kökenli trend uzmanına sormuş olsaydınız, öncelikle trendleri yerel ve global olmak üzere ikiye ayırmayacak ve doğrudan kavramın açıklamasını yapacaktı. Ben daha kavramın kendisini açıklayamadım ve burada, neredeyse mutlak sayılabilecek bir varsayımı da hatırlatmam gerekiyor: coğrafi anlamda her bölgeden/ülkeden trend uzmanı çıkabilir fakat geri kalmış coğrafyalardan (moda alanı hariç) asla trendsetter çık(a)maz. Sözün kısası, futurism / trendsetter / trend expert kavramları hep birlikte ele alınması gereken, birbirlerine içkin alanlardır.

Bütün bu ön açıklamalardan sonra sorunuza, yani trend uzmanlığının nasıl ve nice bir kavram olduğuna ancak şimdi cevap verebilirim. Futurism alanı ile birlikte / kapsamında ele alındığı birkaç istisna dışında, trend uzmanlığı konusunda formel bir eğitimin olmadığını söyleyebilirim. Akademik dili bir kenara bırakarak konuşacağım: Trend uzmanlığı, bir kehanet konusu değildir, yani trend uzmanları kristal küre kullanmazlar. Basit bir örnekle, herkesin kolayca anlayabileceği dilden söyleyecek olursam, trend uzmanlığı kahve falına bakmak gibi bir şeydir. Kristal kürede hiçbir veri bulunmaz fakat kahve fincanında, bakana ilham veren bazı veriler/işaretler bulunur. Burada iki taraf vardır: kahveyi içen ve kahve falına bakan. Kahvenin hazırlanmasını yani ilk adımdaki mutfak sahnesini (futures studies: geleceklerin çalışmaları) bir kenara bıraktığımızda, kahveyi içen(ler) 'trendsetter' konumunda olan, yani trendleri belirleyen otorite(ler)dir. Onların içtiği kahvenin fincanda kalan izlerini okuyan(lar) ise 'trend uzmanı'dırlar. Buradan kolayca anlaşılacağı gibi, trendsetter konumundaki otoriteler bir araya gelerek, ortak bir eylemle bir karar alırlar. Bu karar, çok yakında piyasaya sürülecek bir trendin ipuçlarını taşır, hatta (o anda) ta kendisi de olabilir. Bu izleri daha fincanda (hatta fincan daha mutfakta) iken okuyabilenler ancak 'trend uzmanı' olabilirler. Burada verdiğim örnek, çok iyi anlaşılmıyor olabilir fakat akademik dille (örneksiz) bu zincirleme reaksiyonu anlatabilmek tam anlamı ile bir tez yazmayı bile gerektirir. Fincanın mutfakta olması ifadesi ile üniversite ve ilgili kurumların laboratuarlarına gönderme yaptığımın bilinmesinin, bu sohbetin daha iyi anlaşılabilmesine bir katkı yapabileceğini umuyorum

4) Herkesin hemen hemen fikir sahibi olduğunu düşündüğü trend alanının tasarım ile olan ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin bu konuda çok gelişmediğini biliyoruz, sebepleri neler sizce?

(Global) trend kavramı iki, beş ve on yıl içinde toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından sorgulanmadan kabullenilen her türden eğilimleri (davranışları, hareketleri, tepkileri, durumları..) tanımlamakla birlikte dilimizde çoklukla moda ile karıştırılmaktadır. Moda, bilinirliği çok yüksek, hemen herkes tarafından takip edilen bir alandır ve herkesin kendi modası, kendi fikirleri vardır. Algıda bir kayma olduğunda, trendler de kendi özgün alanlarından dışlanırlar, moda kapsamında değerlendirilirler. Oysa ki moda, uygulamalı sanatların bir dalı olarak, trendin bir çıktısıdır: moda, orijinal kökeninde olduğu şekli ile ('fashion trends' bağlamında) trendleri olan, trendleri hemen her mevsim değişen bir tasarım alanıdır. Bu tasarım alanı, tekil olarak uygulandığında bir 'salt sanat' ve seri üretim için uygulandığında ise bir 'endüstriyel sanat' dalıdır. Tasarım alanının bence en zor dalıdır ve sanatçılarını her zaman takdirle takip ettiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Sorunuzun doğrudan cevabına gelince: tasarım, her akıl sahibi insanın doğuştan sahip olduğu bir yetenektir, eğitimle geliştirilebilir. Salt sanat alanındaki tasarımları bir kenara bıraktığımızda, endüstriyel tasarımın mutlaka trendlere uyum sağlaması gerektiği gerçeği ile yüzleşiriz. Çünkü trend kavramının içeriği tasarımla doldurulamaz, bilim ve teknoloji ile doldurulur. Endüstriyel tasarım, bilim ve teknolojinin ürünü/çıktısı olan trendlerin estetik kabuğudur ve sizin de sorunuzda belirttiğiniz gibi Türkiye'nin bu konuda çok gelişmediğini biliyoruz. Bunun başlıca sebebi, (endüstriyel) tasarımcılarının bile işsiz olduğu koşullarda ekonomik savaş veren ülkemizde, trend uzmanlığı alanının tamamen boş bırakılmış olmasıdır. Trend uzmanının rehberliğinde olmayan hiç bir tasarımın piyasada satma şansı yoktur ve endüstriyel tasarımcıların her birinin trend uzmanı olabilmesi de tamamen imkansızdır, hayaldir.

5) Siz çok yönlü, disiplinlerarası çalışan birisiniz. Mesleğinizde bunun etkilerini ne şekilde görüyorsunuz?

Trend uzmanlığı her alanda/meslekte söz konusu olan bir kavramdır fakat kişinin veya kurumun öncelikle kendi mesleğinde uzman olması gerektiği ilk ve vazgeçilemez ön koşuldur. Mesleğinde uzman olmayan, o meslek alanında trend uzmanı da olamaz. Moda kavramını da dışarıda bırakıp tasarım ve tasarımcı kavramlarının içeriğini daraltarak "endüstriyel tasarım" ile kısıtlanmış dar alanda söylemem gereken şey de tam budur. İkinci koşul, global ölçekte takip ve analitik düşünce ile olasılıklar hesaplarını, yani bilimsel anlam içeren varsayımları üretebilme yetisidir.

Bu bağlamda (dar alanda) bir endüstriyel tasarımcının ilk açmazı, trend uzmanlığı yolunda kendisine verilmiş veya verilebilecek hiçbir eğitimin olmamasıdır. Trend uzmanı olabilmek için dünya mutfağını takip etmek, hem mühendis, hem sanatçı olmak da  yetmez; psikolog ve hatta filozof ve yazar da olmak gerekir. Bence dünyanın bu en zor mesleğinde, patronların dışında, dünyanın en narin tasarımcıları ve en yetenekli mühendisleri ile işbirliği içinde çalışmak ve uyum sağlamak mecburiyeti vardır. Uzmanlığını bir kenara bırakalım, teknolojiye bağlı ve bağımlı olan bu mesleğin en basit halini bile herkes yapamaz. Herkes doğuştan tasarımcıdır; tasarım yeteneği ile donatılmış bir beyinle doğarız fakat herkes profesyonel anlamda tasarımcı olamaz. Herkes kendi ana dilini konuşur ve yazar ama herkes roman yazamaz. Endüstriyel tasarım ile trend uzmanlığının olmazsa olmaz ortak yanı, analitik düşünce zorunluğudur. Bu bağlamda endüstriyel tasarım mesleği, salt sanat değildir. Bu mesleğin trend uzmanlığı ise, başlıbaşına bir özveri ister, hayatın her dakikasını ister.


Özlem Devrim
Trend Uzmanı - Endüstriyel Tasarımcısı
www.ozlemdevrim.com

15 Temmuz 2015 Çarşamba

BEBKA Haber Dergisi - GLOBAL TRENDLER

BEBKA

(Bilecik - Bursa - Eskişehir Kalkınma Ajansı)
Nisan - Mayıs - Haziran 2015 - Sayı. 14

Yaratıcı Endüstriler



3 Haziran 2015 Çarşamba

İNSANIN TASARIMLARI ÖLÜMLÜ, DOĞANIN TASARIMLARI ÖLÜMSÜZDÜR.

Özlem (Yan) Devrim hakkında

2010 yılında “trendlerin ve dönemsel eğilimlerin ürünler üzerindeki etkileri” konusunda yazdığı yüksek lisans tezi ile, ülkemizde trendler alanındaki ilk akademik çalışmayı yaptı. Birçok yarışma ve projede danışma kurulu / jüri üyelikleri ile üniversitelerde yarı zamanlı öğretim görevleri yaptı / yapıyor. Tasarım Yönetimi ile Trend Yönetimi alanlarında seminer ve konferanslar veriyor. Sanat, moda, trendler, tasarım felsefesi ve benzer konularda yayınlanmış pek çok  makalesi var. Gelecek(ler) çalışmaları (futures studies) bağlamında trendler konusunda ipuçları taşıyan akademik araştırmalarının bir kısmını, birincil kaynaklarını vererek trendsSoul adlı sitesinde paylaşıyor.

Trend ve Trend uzmanlığı çok konuşulan ama gerçek anlamda bilinemeyen bir konu. İşin uzmanı olarak, trend nedir, nasıl oluşturulur?

Günümüzde hemen her alanda, her uzmanlık dalında bir “tamlayan” olarak karşımıza çıkan trend kelimesi, gelip geçici heveslerin ifadesinden uzgörü tahminlerine kadar, her bir farklı durumu betimlemek için kullanılan, geniş frekanslı algı alanına sahip bir kavramdır. Yükselen ve alçalan her türlü (sanatsal, ekonomik, politik, sosyolojik…) eğrisel hareketin göstereni olarak kullanılır.

Trend kavramı iki, beş ve on yıl içinde toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından sorgulanmadan kabullenilerek uygulanan (alışkanlığa benzer) her tür davranışları, hareketleri, tepkileri, durumları... tanımlamakla birlikte dilimizde çoklukla “moda” ile karıştırılmaktadır. Moda, uygulamalı sanatların bir dalı olarak, trendin bir çıktısıdır (fashion trends).

Trendlerin nasıl oluşturulduğu, pek çok girdiye bağlı/bağımlı bir konudur. Yerel ve global trendlerin çıkış nedenleri de birbirlerinden taban tabana farklıdır. Trend(leri) oluşturmak, asla ve asla tek bir kişinin (global ölçekte tek bir kurumun) gücü ve sınırlarını aşar. Trendsetter (trend belirleyici) kavramı ile tanımlanan bireyler ve kurumlar, topluca (aralarında anlaşarak) trend hareketlerini başlatırlar.

Trend uzmanı (kendi alanında) trendler daha tomurcuk halinde iken (global ölçekte) görebilen ve danışmanlığını yaptığı kişi veya kuruluşların ürünlerini, yöntemlerini, sistemlerini... geleceğe yönelik şekillendiren kişidir. Olmuş bitmiş (uygulanmakta olan) trendlere uyum sağlamak, rekabette yarar sağlamaz.

Trend uzmanlığına giden yolda tasarımcılar nelerle karşılaşırlar okurlarımız için anlatır mısınız? 

Trend uzmanlığı, işletme / iletişim / pazarlama / sosyoloji / siyaset... gibi her alanda söz konusu olan bir kavramdır. Moda kavramını da dışarıda bırakıp tasarım ve tasarımcı kavramlarının içeriğini daraltarak "endüstriyel tasarım" ile kısıtlanmış dar alanda sorunuza kısaca cevap vermeden önce ilk söylemem gereken şey, kişinin (veya kurumun) öncelikle kendi mesleğinde "uzman" olması gerektiğinin ilk ve vazgeçilemez ön koşul olmasıdır. Mesleğinde uzman ol(a)mayan, o meslek alanında trend uzmanı  da ol(a)maz. İkinci koşul, global ölçekte takip ve analitik düşünce ile olasılıklar hesaplarını, yani bilimsel anlam içeren (ispatlı) varsayımları üretebilme yetisidir. Kainatta hiçbir şey mutlak değildir fakat mutlağa çok yaklaşabilen varsayımlar (olasılıklar) üretilebilir.  Burada en kritik nokta, kainatta var olan canlı veya cansız her şeyin, kendine özgü bir geleceği olduğunu asla unutmamaktır. Yani kainatta tek bir gelecek yoktur, gelecekler vardır;  kainatın da kendisinden başlamak üzere, içeriğindeki en küçük parcacığa kadar her şeyin kendine özgü bir geleceği vardır.

Bu bağlamda bir endüstriyel tasarımcının ilk açmazı, trend uzmanlığı yolunda kendisine verilmiş ve/veya verile(bile)cek hiçbir eğitimin olmamasıdır. Trend uzmanı olabilmek için hem mühendis, hem sanatçı  olmak da   yetmez; psikolog ve hatta filozof ve yazar... da olmak gerekir. Çünkü (bence) dünyanın bu en zor mesleğinde, patronların (karar mekanizmalarının) dışında, dünyanın en narin tasarımcıları ve en yetenekli mühendisleri ile işbirliği içinde çalışmak ve uyum sağlamak mecburiyeti vardır. Uzmanlığını bir kenara bırakalım, teknolojiye bağlı ve bağımlı olan bu mesleğin en basit halini bile herkes yapamaz. Herkes doğuştan tasarımcıdır; tasarım yeteneği ile donatılmış bir beyinle doğarız fakat herkes profesyonel anlamda tasarımcı olamaz. Herkes kendi dilini konuşur, ana rahminde dilinin seslerini duyar fakat herkes yazar olamaz. Her ikisinin de ortak yanı, analitik düşünce zorunluğudur. Bu bağlamda endüstriyel tasarım mesleği, salt sanat değildir.

Yılın trendlerini belirlerken, hangi noktalardan yola çıkarsınız

Endüstriyel tasarımcıların sanatçı olmadığı ama sanattan beslendiği temel gerçeğinde olduğu gibi trend uzmanlarının da birer kahin olmadıkları kesindir. Geleceği okumak / öngörmek, trendleri belirlemek başlıbaşına bir ihtisas işidir ama istisnasız her konuda ihtisası gerektirir. Hiçkimse kendi başına trend oluşturamaz fakat bazıları trendleri önceden belirleyebilir; bu ender kişilerden biri olduğumu düşünüyorum. Hangi noktalardan yola çıktığım sorusuna ise sizi gülümsetecek bir cevap verebilirim ancak: bütün noktalardan... Şaka bir yana, trendleri belirleyebilmek, depremleri belirleyebilmek kadar zor ve çoğu zaman imkansızdır. Deprem bölgeleri kesinlikle bilinir ama bütün bölgelerde kesintisiz ve hassas ölçümler yapmadıkça, depremin yerini ve zamanını önceden tahmin etmek mümkün değildir. Bu bağlamda ben, trendleri kaçırmış şirketleri, depreme yakalanmış çürük binalara benzetirim.

 Ev&Stil fuarındaki çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Ev&Stil fuarının ilk çalışmalarına 2015-2016 dekorasyon trend şifrelerini oluşturarak başladım. “Contemplation of Nature” yani “Doğanın Tefekkürü” ana temasının altında kurguladığım trend şifrelerimde 2002 yılında yazdığım ilk makaleme (Tasarım Kavramı Üzerine bir Deneme) atıfta bulunarak ana temayı Doğanın Tasarımları ve İnsanın Tasarımları olmak üzere ikiye ayırdım. Makaleden birkaç alıntı ile temayı açıklamaya çalışayım:

“Tasarım, en mükemmel örnekler ile doğa tarafından yapılmış olduğunda göre benzersiz, hayranlık verici, kusursuz özellikleri ile bir sanat eseridir... Sanatın ne olduğu sorusu, sanat eserinin nasıl ve nice olması gerektiğini içeren tüm sorular, doğanın tasarımlarında en tartışmasız/doğru cevaplarını bulur.... İnsanın tasarımları ölümlü, doğan tasarımları ölümsüzdür... İnsanoğlu, sadece eserlerini değil, yöntemlerini de kopyalar doğanın.... Düşüncenin henüz üretmediği fakat kendi içinde yarattığı şey, tasarımdır ve soyuttur, henüz var olmamıştır fakat vardır!..  O bir ruhtur ve düşüncenin kendisini somuta üflemesini bekler.” 

Özlem Devrim
Trend Uzmanı - Endüstriyel Tasarımcısı
www.ozlemdevrim.com

2 Haziran 2015 Salı

İNSANIN TASARIMLARI ÖLÜMLÜ, DOĞANIN TASARIMLARI ÖLÜMSÜZDÜR.

Dekotrend Dergisi Ev&Stil Fuarı Özel Eki  - 2015







Endüstriyel Tasarımcı / Trend Danışmanı
Uygulamalı Fütürist (Applied Futurist)

@trendssoul

Sayfa güncelleme tarihi : 10.01.2016

16 Mart 2015 Pazartesi

FUTURISM / TRENDLER / ENDÜSTRİYEL TASARIM ÜÇGENİ


Tasarım,  Endüstriyel Tasarım ve Sanat kavramlarının analitik ilişkisi    

Türkçe dilindeki en temel rahatsızlık, kavram kargaşasıdır. Tasarım ile endüstriyel tasarım kavramları -biri diğerinin türevi olmakla birlikte-  birbirlerine taban tabana zıttırlar. Bütün insanlar doğuştan tasarımcıdır ve bu yönüyle diğer bütün canlılardan farklıdırlar. Tasarımcılığın bir doğal uzantısı olarak, bütün insanlarda sanat yeteneği de vardır; binlerce yıl öncesinden, mağaralardaki duvar resimlerinden ve süslenme amaçlı kalıntılardan bunu anlamak mümkündür. Tasarım ve sanat, ayrılmaz ikili olarak genetiğimizde vardır. Fakat, endüstriyel tasarım, biz insanların genetik olarak, doğuştan sahip olduğumuz bir yetenek değildir, bir salt sanat değildir, endüstriyel tasarımcı da bir salt sanatçı değildir çünkü:

1. Endüstriyel ürünler, önceden belirlenmiş ticari amaçlarla yapıldıkları için, salt sanat değeri taşımazlar.
2. Endüstriyel ürünler, kişisel soyut değerlerin bir ifadesi olmadıkları için , salt sanat değeri taşımazlar.
3. Endüstriyel ürünler, teknolojiye bağlı/bağımlı oldukları için, salt sanat değeri taşımazlar.
4. Endüstriyel ürünlerde sanat, tüketiciyi "satın almaya kışkırtmak için" kullanıldığından -yani sanat ürüne bir ard niyetle gizlendiğinden- salt sanat değeri taşımazlar.
5. Endüstriyel ürünler, seri olarak üretildikleri için, salt sanat değeri taşımazlar.
6. Endüstriyel ürünler, zaman içinde "geliştirildikleri / iyileştirildikleri / yenilendirildikleri" için, salt sanat değeri taşımazlar.
7. Endüstriyel ürünler, tek bir sanatçının değil, önceden belli bir konuya yönlendirilmiş / güdümlenmiş bir ekibin ortak çalışması olduğu için, salt sanat değeri taşımazlar.
8. Endüstriyel ürünler, tıpkı mimarlık ürünleri gibi "işlevsel / fonksiyonel" olmak zorunlulukları ile, salt sanat değeri taşımazlar.

21. yüzyılda nano bilimler ile nano teknoloji alanında ülkemizin konumu

Günümüzde nano teknoloji ile ülkemizde üretildiği bilinen bazı ürünler var. Fakat yaygın anlamda sanayide kullanılmadığı da bir acı gerçek. Oysa ki geleceğin yüksek katma değerli bütün ürünleri, nano teknoloji ile imal edilecekler. Belli başlı üniversitelerimizde, TOBB / Bilkent / Sabancı / Erciyes / Hacettepe / Adana BTÜ ve daha birkaç üniversitemizde lisans ve/veya lisansüstü eğitim veriliyor. Fakat bütün bunlar yetersiz. Bütün dünyada nano teknolojik tabanlı eğitim / araştırma ve imalatlar, devlet ve vakıflar tarafından limitsiz bir şekilde destekleniyor ve teşvik ediliyor; fon şirketleri aracılığı ile halktan toplanan iştirak payları ile dev şirketler kuruluyor. Bu alana akıtılan kaynakların haddi hesabı yok. Oysa ki ülkemizdeki üniversitelerin, basın organları vasıtası ile yatırımcı aradıklarını okuyoruz. 

Ülkemizin geleceğe hazırlanmasında temel alınacak kaynaklar ve koşullar

Bütün dünya üniversitelerinin ve hakemli dergilerin yayınlarının günlük olarak takip edilmesi gerektiğine inanıyorum. Ülkemizde bu alanda ciddi bir otorite olmadığı için, geleceğimizle ilgili gördüğüm bütün yayınların bu birincil kaynak linklerini blogumda yayınlamaya çalışıyorum. Bültenlerin hepsinde, yapılan bir araştırmanın gelecekte hangi alan(lar)da kullanılabileceği konusunda da öngörüler (niyetler/amaçlar vb.) var. Bu bültenleri takip eden herhangi biri, 10/20/30/40... yıl sonra neler olabileceğini öngörebilir; bunları kullanarak çeşitli gelecek(ler) senaryoları yazabilir. Üniversitelerimiz, araştırma hedeflerini bu kaynaklara dayanarak konumlandırabilirler. Bu arada, ülkemizde ciddi bir futurist ve trend uzmanı sıkıntısı olduğunu görmek lazım. Futurism veya trendler konusunda uzmanlaşmak isteyenlerin, kaynakça vermeyen populist internet siteleri ile kopyala-yapıştır yayıncılığına itibar etmemesi gerektiğini özellikle belirtmeliyim. Özellikle de vurgulamalıyım ki sokak trendleri bile üniversite araştırmalarında tomurcuklanıyorlar ve geleceğin sokakları da nano teknolojik ürünlerle dopdolu olacak. Bilim ve teknoloji alanında geride kalmış bir ülkenin gelecek senaryolarını başkalarının yazacağını söylemek kehanet değilken, trend oluşturmak / eğilimleri belirlemek ve kopya edilmek konusunda iddialı olacağını düşünmek de hayal kurmaktan farksızdır.

Gelecek senaryolarında futurism uzmanlığının rolü ve gerekliği

İnsanlar, kişisel gelecekleri hakkında planlar yaparken, içinde yaşadıkları toplumun nesnel koşullarından mutlak surette etkileneceklerini bilirler. Bireysel senaryoların nesnel bir toplamı yapılamaz ama toplumsal şartların bu senaryoların gerçekleşmesindeki nesnel rolü öngörülebilir hatta ölçülebilir. İşte burada temel rol, futurist olarak adlandırılan uzmanlara düşer. Bireysel senaryolara çözüm üretebilecek yol ve yöntemleri bütünüyle kapsayan çok çeşitli / birbirlerinden farklı senaryoları üretmek ve tartışmak, bu uzmanlık alanının işidir. Ne yazık ki bu uzmanlık, formel eğitimle sahip olunamayacak kadar karmaşıktır; gelişmiş ülkelerin ders kitaplarında yol ve yöntemlerinden bahsedilir ama bir disiplin değildir. Öngörülere dayanır ve çeşitli koşulları ile nesnel ilişkileri içinde incelenir.

 Trend Nedir, Ne Değildir? Futurism ile ilişkisi nedir?

Günümüzde hemen her alanda, her uzmanlık dalında bir  ”tamlayan” olarak karşımıza çıkan trend kelimesi, gelip geçici heveslerin ifadesinden uzgörü tahminlerine kadar, her bir farklı durumu betimlemek için kullanılan, geniş frekanslı algı alanına sahip bir kavramdır; yükselen ve alçalan her türlü (sanatsal, ekonomik, politik, sosyolojik...) eğrisel hareketin göstereni olarak kullanılır.

Trend kavramı (bir “gösteren” olarak)  iki, beş ve on yıl içinde toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından kabullenilerek uygulanan / yapılan her tür davranışları, hareketleri, durumları tanımlamakta kullanılmakla birlikte dilimizde çoklukla “moda” ile karıştırılmaktadır. Trend kavramı, dilimizde kullanıldığı şekli ile algıda  “moda” kavramını çağrıştırıyor olsa da, pratikte moda (fashion) kendi başına bir disiplindir ve moda,  trendin bir çıktısıdır (fashion trends: moda trendleri).

Trend kavramı,  futurism / gelecekçilik kavramı ile de sıkı sıkıya bir ilişki içindedir ve asıl karışıklık burada yaşanır. Çünkü trend kavramı mevcut (olmuş bitmiş) durumu fakat futurism kavramı “gelecek durumların öngörüsünü” ifade eder. Batı dillerinde "trend setter" diye bir kavram, dilimize "trend yaratıcı / belirleyici" olarak çevirebileceğimiz bir uzmanlık alanı da vardır. Burada, geleceğin trendleri ile futurism (geleceklerin öngörüsü) arasında –konuya hakim olmayanlarca- alan kayması yaşanır. Futurism öngörüsü, henüz olmamış / gelmemiş gelecek(lerin) senaryolarını öngörmek iken "trend setter" kavramı, olmuş bitmiş / var olan her türlü imkandan faydalanarak, daha önce hiç olmamış nesnel veya öznel bir şeyi topluma (güncel hayatında) kabul ettirebilmek anlamını içerir. Bu kabul (ve kopyalanması!..), bilimsel ve teknolojik tabanlı olmak zorunluğu ile ancak ve ancak gelişmiş ülkelerde trend setter olabileceği anlamını da içeriğinde barındırır. Bu içerik, Afrika desenli kumaşların ve/veya İran halılarının genel kabul görmesi veya herhangi bir mutfak aletinin renginden çok farklıdır. Geleceğin nano teknolojik tabanlı senaryolarında, bir binanın dış cephesi veya içindeki bir dairede kullanılan mobilyaların biçimleri konusunda trend setter olabilmek, kullanıcılara bırakılacak kadar basit değildir. Trendler konusunda ancak bir uzmanlıktan bahsedilebilir ki bu da (adeta) bütün dünyayı algılayabilen antenlere sahip olmayı gerektirir. Neticede, kendi gelecek(ler) senaryolarını hazırlayamayan bir ülkede, trend setter olabilmek bence imkansızdır; futurism ön koşuldur.

Konuyu burada keserken ilave etmeyi çok gerekli gördüğüm bir açıklama yapacağım: kainattan atoma kadar, var olan –canlı veya cansız- her şeyin, asla bilemeyeceğimiz “kendi özgün geleceği” vardır. Bu nedenle tek bir future/gelecek yoktur ve bu kavram asla “tekil” olarak kullanılamaz, özneldir ve hiç kimse bu konuda kesin konuşamaz.

Trend uzmanlığı ise, genel bir kavram olarak ele alındığında –örneğin-  tıp uzmanlığı ile aynı bağlamda değerlendirilebilir. Her iki uzmanlığın da sayısı belirsiz alt alanları vardır. Benzer ve ortak yönleri, her ikisinin de üniversite ve laboratuar gibi özel mekanlarda bilimsel çalışmalarla geliştiriliyor olmalarıdır. Trend uzmanlığının bilimsel araştırmalarla ne ilgisi olduğu merak uyandırıyor gibi görünse de bire bir ilgisi vardır. Bunu bu yazıda açmak imkansız fakat bir ipucu vermek gerekirse diyebilirim ki “salt sanatsal” olmayan her şey, istisnasız her şey teknolojik tabanlıdır ve bilimsel araştırmalarla doğar, büyür, gelişir ve ölürler. Bu bağlamda trend uzmanlığı, futuristik (geleceğe yönelik) çalışmalarla sıkı sıkıya ilişki içindedir. Bir nesnel örnek vermek gerekirse, geleceğin moda dünyası bile bilimsel araştırmalarla yönlendirilecektir: sensörlerle donatılmış giyilebilir teknolojik kumaşlar günümüzde üretilmeye başlandı bile.

Futurist olmak isteyenlere tavsiyeler

Bir; felsefe yapın, iki; az çalışın ama çok görün ve yaşayın,  üç; mesleğinizle bağlantılı ama uzağında görünen işleri deneyin. Felsefe yaparak mesleğinizle kendinize uzaktan bakmayı ve analitik düşünmeyi öğrenin. Az fakat verimli çalışmanın formülü, çok gezmek / çok görmek / çok okumak / kendini yaşamak /...dır. Mesleğinizle hiç ilgisi olmadığını zannettiğiniz demir kaynakçılığı / marangozluk / boyacılık / cam üflemeciliği..... yapın; unutmayın ki gelecek(ler) ve trendler, teknolojiye bağlı ve bağımlıdır.

Futurism /Trendler / Endüstriyel Tasarım / İnovasyon kavramlarının ilişkisi

İnovasyon ve farklılık kavramları birbirlerinin çok içine geçmiş kavramlardır. Yenilik(çilik) zaten farklı olmayı gerekli kılar. Bu kavramlar son yıllarda o kadar çok kullanıldılar ki bezginlik verecek bir konuma düşürüldüler. Oysa ki insanlık gelecek yıllarını  -bir ters orantı şekli ile-  daha küçük zaman aralıklarında daha da artacak farklılarla yaşamak zorunda kalacak. Eski çağlarda yüz senede oluşabilen farklılıklar, gelecek(ler)de birer günlük aralıklara bile düşebilecek. Günlük aralıklarla oluşacak farklılıklar dünyasında bir ürünün inovatif (içinde yenilik barındırıyor) olabilmesi giderek zorlaşacak ve hatta imkansızlaşacak. İşte bu dönemde, kişiselleşme trendi adeta tarihsel patlamasını yapacak. İstisnasız bütün insanların tasarım ve sanat yetenekleri ile doğduğu bu dünyada, hiçbir formel eğitim almadan bütün insanlar tasarım yapabilecek, sanat eseri üretebilecekler. Kendi kendilerinin trendlerini belirleyecekler fakat her zaman kişisel ve güncel kalacak, geleceklerini bilemeyecekler. İşte bu senaryoda (eğer olursa!..) günümüzün “diploma” saplantısı çöplüğüne düşecek ve formel eğitim çoğu alanda  tarihe karışacak.

Özlem Devrim
Trend Uzmanı – Endüstriyel Tasarımcı
www.ozlemdevrim.com

@trendssoul