5 Ocak 2014 Pazar

TREND 5N 1K 2G

  
 Trend Nedir ?

Günümüzde hemen her alanda, her uzmanlık dalında bir  ”tamlayan” olarak karşımıza çıkan trend kelimesi, gelip geçici heveslerin ifadesinden uzgörü tahminlerine kadar, bir çok kullanım alanlarına ait durumları betimlemek için kullanılan, geniş frekanslı algı alanına sahip bir kavram. Kişisel yorumlara geçmeden önce, kavramın  etimolojik, kültürel, felsefi, politik, bilimsel, ekonomik... kullanıldığı her alanda ayrı ayrı incelenmesi gerekiyor.

Trend kelimesinin etimolojik kökenine inerek başlıyorum:  trend kelimesi çok eski İngilizce dilindeki ‘trendan’ ile orta dönem İngilizce dilindeki ‘trenden’ köklerinden  geliyor. O dönemlerdeki kullanımı, çağdaş İngilizce dilindeki “yuvarlamak; döndürmek; (etrafında) çevirmek” anlamlarını karşılıyor. Benzer iki kökten daha bahsetmek mümkün: çok eski  İngilizce dilindeki trinde kelimesi “ball = küre: yuvarlak: top” ve tryndel kelimesi “circle, ring = çember” anlamlarına geliyor. 

Trend kelimesi, çağdaş matematik ve  istatistik bilimlerinin de etkisiyle  zaman içinde dönüşerek, yükselen ve alçalan her türlü (ekonomik, politik, sosyolojik...) eğrisel hareketin grafiklerdeki ifadesi / göstereni olarak kullanılmaya başlamış. Hemen her dilde, günümüzdeki sözlüklerde  karşılığı “eğilim; akım; yönelmek; eğilim göstermek” anlamlarında; hem “isim” ve hem de “fiil”  olarak kullanılıyor. 

Günlük hayatımızda en yaygın hali ile bu kavram, moda/teknoloji ve/veya iş alanlarında, son iki–beş ve on yıl içinde toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından yapılan bir davranışı, uygulanan bir hareketi, bir durumu  tanımlamakta kullanılıyor: cep telefonu trendi gibi.

Politika alanında, örneğin 1970’lerdeki Marxist-Leninist hareketler de birer trend olarak tarihteki yerlerini alıyorlar.

Bilim alanında günümüz trendlerine örnek olarak, genetik araştırmalar, nano teknoloji ürünleri, kuantum bilgisayarlardan bahsetmek gerekiyor.


Trend Ne Değildir!

Trend günümüzde çoklukla moda ile karıştırılmaktadır. Trend moda değildir! Trend ve Moda arasındaki fark Coco Chanel’in moda ve stil arasındaki farkı anlatmakta kullandığı “Moda geçer, stil kalır / Fashion passes style remains” sözü kadar keskin çizgilerle belirlenmiştir. Trend kavramının moda kelimesi ile karışmasının temel nedenlerinden biri de kitleleri etkiliyor ve harekete geçiriyor oluşundandır fakat bu harekete geçirme toplu olarak bir tavrı benimsemek anlamında kullanıldığında trend kavramından uzaklaşmaktadır.

Trend ile moda kavramı arasındaki en önemli fark zamandır. Moda belirli bir zaman dilimi içerisinde yaşanan olayları kapsarken trendin böyle bir kısıtlaması yoktur ve hatta moda değişimleri trend akımlarından etkilenerek şekillenir; moda, trendin bir çıktısıdır. Trend bir kırılım noktasıdır ve moda bu kırılım hattı üzerindeki noktalardan biridir.


Trendler Nasıl Oluşurlar?

 “Trendler nasıl ortaya çıkıyorlar?”  ve sonrası: “trendler nasıl bitiyorlar?”

Trendler, kendi mekanlarında, kendi zamanlarının kendi yerel/global  şartlarında, kendiliklerinden türerler. Burada, tohum ile toprak ilişkisini örnek göstermek  son derece isabetli olur. Tohumlar birer trend ve zaman-mekan-şartlar üçgeni de toprak olarak düşünülecek olursa, trendlerin nasıl başlayıp nasıl bittikleri konusunu basitçe tarif etmiş oluruz.

Hiçbir tohum gibi hiçbir trend de birdenbire ortaya çıkmaz; tohumlar, yani  trendler, bilimsel/teknolojik/kültürel/sosyolojik/biyolojik/ekonomik... birçok faktörün, kendi mekanları ve kendi şartlarındaki karşılıklı etkileşimleri ile ortaya çıkarlar; ortaya çıkmalarını hazırlayan zaman-mekan-şartlar üçgeninde yavaş yavaş gelişir, serpilir, yaşlanır ve ölürler. Bir gün bakar, bir ağaç görürsünüz; nasıl büyümüş, ne zaman büyümüş... O güne kadar bakmış fakat gör(e)memiş olduğunuzu anlarsınız; çünkü filiz halini görmek, uzmanlıktır. Bakmayı bilen insanoğlu (trend uzmanları) bile onun ancak “tomurcuklarını” görebilir.  Öyle bir bakan insanlar da vardır ki, daha tohum topraktan çıkmamış, güneşi  selamlamamışken, toprağın altını hisleri ile görürler; bu da bir trend uzmanının, futuristlik mertebesine ulaşmış halidir.

Yöresel tohumlar, yerel trendler, her zaman global trendlere dönüşemezler; çok az trend, her zaman ve her yerde varlık gösterebilir, global olabilir. Fakat, her tohumun her toprakta, her zaman ve her şartta  yetişememesi  gibi,  global trendlerin yerel trendleri etkileyemediği, her toprakta üreyemediği, yerelleşemediği  durumlar da vardır.

Benim tomurcuk, resmi (formel) tanımların mikro trendler olarak adlandırdığı bu belirtiler makro bir trendin habercisi de olabilir, ölebilirler de:  gelip geçici ya da uzun soluklu bir moda akımını örnek olarak düşünebiliriz.  

 Makro Trendler -makro oluşumlar- toplumların evrensel dinamiğinde sosyal kırılmalar, teknolojik gelişmeler, kültürel etkileşimlerden vb. kaynaklanan bir paradigma değişimidir; çıkış noktalarında özellikle gençlerin cesaretleri ve aykırı olma arzuları ile oluşturdukları çıkışları büyük önem taşır.


Trend Araştırmaları

Trend araştırmaları:
a) gelecek tahminleri  
b) geleceğe ait uzgörüler  
c) bu tahmin ve/veya  uzgörülerin ilgili disiplinler arası çalışmalarla sınanması  
d) geçmişten geleceğe doğru bakıldığında olabilirliği kabul edilebilen fikirlerin geliştirilmesi 
e) geliştirilen fikirlerin, bilimsel ve teknolojik  veriler ışığında  zamanlama ve modellemesinin yapılması  
f) son şekli verilmiş, olgunlaştırılmış fikirlerin hayata geçirilebilmesi için ilgili birimlere sunulması,  akışı ile özetlenebilecek bir döngüdür. Bu döngü, küçük çaplı çemberlerden büyük çaplı çemberlere doğru evrilen,  kesintisiz ve yukarıya doğru giderek büyüyen bir spirale benzer. Her döngüsünde giderek büyüyen, kendisini besleyerek genişleyen bu sonsuz spiralin enerjisi, paradoksal biçimde bilim-teknoloji-fütürism kısır döngüsünden gelir; bazen, bu kısır döngüye, umulmadık tesadüfler de eşlik ederler. 



Trend Kavramı ile Türemiş Yeni Kavramlar

TrendSetter – Trend Öncüleri

Dünya üzerinde trendlerin filizlendiği, öncelikle su yüzüne çıktığı bazı kentler  vardır. Sanayi merkezlerine yakın, kendisi kültür merkezi olan bu kentler,   inovasyonun benimsendiği  ve doğru kullanılabildiği bir nüfusa da sahiptirler; bu özellikleri ile aynı zamanda küresel tüketimin de göstergesi durumundadırlar.  İlklerin üretildiği ve ilklerin satın alınabildiği bu kentler, trend öncülerini yetiştiren/barındıran verimli topraklara benzerler. 

TrendSetter’lar, gelişim eğrisindeki öncü tüketicilerdir. TrendSetter’lar yeniliklere derin bir açlık duyarlar,  gelecek hedefleri için bir kapı açarlar. İlkleri satın alırlar, ilk kullanan olurlar, ilk şikayet eden olurlar, eksiklikleri ilk gösteren olurlar, daha ötesini tarif ederek  henüz  yapılmamış olanı isterler...    Eleştirileri ile ürünlerin giderek daha mükemmel olmasında aslan payları vardır ve daha ötesi, fütüristlere de  ışık tuttukları olur. Bu kişiler geniş çaplı yaşam stilleri olan kişilerdir ve değişen değerleri  ifade etmek için inanılmaz bir yetenekleri vardır;  bazı trendsetter’lar pazar araştırması yapan liderlerdir.


TrendHunter – Trend Avcıları

Kimsenin kimseye benzemek istemediği ama şaşırtıcı derecede aynı olduğu, herkesin farklıyı yakalamaya çalıştığı bir çağ yaşamaktayız.

Kırılımların oluştuğu yegane alanlar metropollerdir ve kırılımları yaratan, taşıyan ve şekillendirenler de gençlerdir.  Üstelik bu gençler teknoloji çağında doğan çocuklar, zor beğenen, imkanları geniş ve tatminsiz, özgüvenli, ekonomik sıkıntı yaşamamış, çok kültürlü bir toplumun bireyleridir.

Trendhunter’ların görevi ise bu gençler başta olmak üzere çocuklar, yaşlılar, çalışan bireyler, kadınlar, erkekler...  gibi birçok tüketici sınıfları oluşturarak insanların neler giydiğinden neler yediğine kadar not etmektir.  Kategorize edilmiş bu notlar ve trend avcısının kişisel yorumları, geleceğin trendlerini oluşturmada önemli bir yer tutar, trend öncülerine kaynak oluşturur.  Şirketler, kendi yol ve yöntemleri yanında, trend avcılarından gelen bu istatistik bilgileri de kullanırlar.   


TrendLab – Trend Laboratuvarları

Trend laboratuarları; tasarımcılar, yaratıcı profesyoneller, pazarlama uzmanları...  için dijital trend araçları oluşturur ve bunları hizmete sunarlar.

Nelly Rodi, The Mix, Milou Ket, Carlin, The Mix ve WGSN bilinmiş en önemli trend laboratuvarlarıdır.

Bu raporlar yaratıcı sektörlerin çeşitli alanlarından kişilerin oluşturduğu fokus gruplar tarafından  belirli aralıklarla masaya yatırılır.


TrendWatching – Trend İzleyicileri

Trend izleyicileri gündelik yaşamlarımızı büyüteç altına alarak, yıllar sonraki ruhsal ihtiyaçlarımızı araştırmaktadırlar. Örneğin, Irak-Amerika savasından sonra, danteller ve incilerle süslü romantik görüntülerin hayatımıza girmesinin altında yatan, savaş sonrası ihtiyaç duyduğumuz duygusallığı yaşamanın iyi geleceği öngörüsüdür ve daha bu savaşın başlarında trendwatching’ler tarafından öngörülmüştür.


TrendGuide – Trend Rehberleri

Trendguide; toplum yönelimlerinin takipçilerinin, internet üzerinden dünyanın her yerinde sanal sitelere üye olarak kendilerine ait oluşturabildikleri “paylaşım platformlarına” verilen isimdir.    Önemli olan takipçilerin site üzerindeki katkısıdır. Genellikle dünyanın her yerinde bulunan üyeler, tespit ettikleri yönelim izlerini takip eder, belgeler ve sitede oluşturdukları platformlarda yayınlar, duyururlar.


TrendScout – Trend Kaşifleri

Özellikle Avrupa firmaları, gençlerin moda eğilimlerini anlayarak reklam panolarından gazete ilanlarına kadar tüm verilerini bu yönde düzenlemek peşindeler.  Örneğin ağırlıklı olarak gençlere yönelik üretim yapan Levi´s, genç pazar trendlerini çok yakından takip ediyor. Levi´s genç pazarın analizi için, “trendscout'' lardan yararlanıyor. Trendscout’ların görevi her yerde olmak, her yerde her hareketi ve kımıldanmayı izlemektir. Öyle ki şehir meydanında oturup da gün içinde buradan kimlerin geçtiğini, bu geçenlerin hangi coğrafyaya ait olduğunu, ne giydiklerini, kimlerle sohbet ettiklerini, ye yediklerini-içtiklerini, nasıl eğlendiklerini, teknolojik bir detaylarının olup olmadığını not ediyorlar. Onlar yaşamın nabzını ellerinde tutuyorlar ve nasıl attığını, neye tepki verdiğini de bir hemşire gibi not ederek değerlendirecek laboratuarlara gönderiyorlar.


Crowdsourcing – Kalabalıkla Gelen Yaratıcılık

Crowdsourcing  kavramı crowd (kalabalık, topluluk) ve outsource (belli işlerin konu ile uzmanlaşmış başka kişi ve kurumlara yaptırılması) kelimelerinin bir araya getirilmesinden oluşur. Kavramın anlamı
“şirketin bir noktada bir işi kendi çalışanlarına değil, geniş kitlelere belli bir ödül karşılığında sunma ve onların önerilerini veya çözümlerini alma uygulaması” dır.

Karşılıklı alışverişin mümkün olduğu bir ortam yaratılması crowdsourcing’in önemli bir parçasıdır. Kalabalıktan çıkan gürültü değil, kalabalığın gücünü yansıtan gür bir ses, anlamlı bir yorum duymak amaçlanır. Karşılıklı değer alış-verişi olarak katılımın yüksek oranda tercih edildiği söylenebilir.

Ana fikrin fikirleri çoğalması olan “Crowdsourcing” sisteminde biraraya gelmenin en kuvvetli sebebinin, maliyetleri düşürmek çabası olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.


 Crowdfunding – Kalabalıkla Gelen Maddi Kaynak

Crowdfunding  kavramı crowd  (kalabalık, topluluk) ve funding (Fonlamak, maddi kaynak sağlamak) kelimelerinin bir araya getirilmesinden oluşur. Kavramın anlamı “Bir proje için gereken maddi kaynakları, projeye ilgi duyan insan topluluğundan sağlamak” olarak açıklanabilir.  Anafikir olarak crowdsourcing’ den yola çıkılan sistemde proje konusunda ilgili kişileri bir araya toplamak ve en önemli sebebi de projeyi gerçekleştirebilmek için gereken finasmanın sağlanmasıdır. Kickstarter ve indiegogo dünya üzeinde en bilindik crowdfunding platformlarıdır. Crowdfunding  sistemi fikir katkısı istemeden ortaya atılan fikrin belirli bir maddi limitle ortaya atılmasıdır ki verilen sürede toplanan para istenilen limite gelmediyse proje sahibi biriken ne olursa olsun bu maddi kaynağa erişemez.


Trend Uzmanı Kimdir?

Günümüzde trend uzmanlığı, var olmayan bir tüketici ihtiyacının hissedilmesi / görülmesi ve açığa çıkartılması; var olan bir tüketici ihtiyacının ise yeni bir şekilde hizmete sunulması ve bu durumun manifestosunun yapılmasıdır.

 Bu tarifin içeriğinde, bütün alanlardan / sektörlerden toplanan veriler ile bu veriler ışığında geleceğin masaya yatırılması vardır.

Trend belirleme çalışmalarında yelpaze alabildiğine geniştir ve trend belirleme çalışmaları (gelecekçi bir yaklaşım zorunluluğu ile) metodist olmak zorundadır.

Trend uzmanları pazarlama alanı içindeki aksiyonlarda uzman kişi olarak “pazarlama iş adımlarını besleyen, yönlendiren kişiler” dir. Pazarlamaya konu olan ürünlerin her tür tasarımları da trend uzmanlığının ilgisi ve konusu içinde kalır. En geniş anlamı ile global trendleri takip eder, global trendleri araştırır ve yerel trendler ile harmanlayarak yepyeni bakış açıları ortaya çıkarır.  

a. Global trendleri yerel pazara adapte edebilmek kadar, yerel trendleri global pazarlara taşıyabilecek projelerin tasarlanmasına öncülük eder.  

b. Ürünlerin satılabileceği yükselen pazarları önceden görebilir bütün global rakiplerinden önce o pazara girilmesini  sağlar. 

c.  Yüksek tüketici endekslerine sahip ve doymuş pazarlara yönelik, o pazarın  yerel  tasarımcılarının göremediği / hissedemediği ve beğenilmesi muhakkak yepyeni tasarımlar yaparak, çok yüksek katma değer getirisine sahip ürünler üretilmesini sağlar.

 c. Hedefine aldığı pazardaki müşteri beklentileri ile yerel beğeni kriterlerini analiz ederek, sadece o pazara yönelik projeler üretilmesini sağlar ve rakipleri pazarda zayıflatarak o pazarın tek hakimi olur.

d. Fikir konseptler hazırlar ve bu konseptleri bütün pazarlarda takip edilesi / geleceğe yön veren projelere dönüştürür.



Gelecek Trendlerine Bakış

Stil, dekorasyon, renk, malzeme, doku, desen, mimari vs... hayatımızın her anında bizimle birlikte olan, içinde yaşadığımız / yaşattığımız, kullandığımız / kullanıma sunduğumuz, kısacası  içselleştirdiğimiz her alanda trendler bizimle birlikte varoluyor. Son birkaç yılın ve gelecek birkaç yılın etkileyeceği / etkilendiği trendleri ana başlıklarla sıralayalım:

*  ‘Kişiselleşme Trendi’  gitgide artarak kendini gösteriyor. Bunlardan en öne çıkanlardan biri duygulara hitap eden uygulamalar;  beyin dalgalarından ruhsal durumu algılayıp uygun müziği çalan   player (müzik çalan aygıt)  en dikkat çeken ürünlerden.  Coca Cola, Nutella gibi firmaların kişi isimlerini bastığı ambalaj kutuları 2013 yılının son aylarında inanılmaz dikkat çekti.  

*  ‘Sınırlı Üretim Trendi’ Kişilere değer artışı hissi yaratmak amaçlı sınırlı hatta kişiye özel el yapımı ürünler artacak.

*  ’Yeni Satın Alma Trendleri’ Geçtiğimiz yıl artan sanal ortamda alışveriş, alışılmışın dışında alışveriş yöntemleri (Seul metrosunda Tesco sanal marketi), yüz ve retina taraması ile kredi kartı taşımaya gerek duyulmayacak alışveriş günleri de yaklaşıyor.

*  ‘Arttırılmış Gerçeklik  (Augmented Reality) Trendi’ ise hayatımızda yeni bir döneme imzasını atacak görünüyor.  İnternet üzerinden alışverişi de geçmiş kategorisine sokabilecek uygulamada Google gözlükleri ile alışverişe çıktığınızı düşünün:  ihtiyaçlarınıza göre sınıflandırılmış yönlendirmelerle , reklamlarla sizi doğru mağazaya götürüp asistanlık hizmetiyle doğru reyona yönlendirecek ve beden, renk, çeşit, stil, günün modası gibi opsiyonları size sunarak alışverişin ötesinde abartılmış bir tecrübe sunacak.

Tabii Google gözlüğünü sadece alışveriş özellikleri ile sınırlamak haksızlık olur. Konusuna özel bir yazının detayı olarak başka bir yazıda ele almak gerekiyor.

*  ‘Giyilebilir Teknolojiler’ yavaş yavaş hayatımızın bir parçası haline gelmeye başlayacak. Google gözlüğü ile birlikte kullanıcısına sağlıktan hava durumuna kadar her türlü bilgi ve desteği sağlayacak özel bir kıyafetin nasıl bir ürün olduğunu bilim kurgu filimlerinden tahmin edebiliyoruz.

*   ‘Geleneksellik Trendi’ Son birkaç yılın en renkli, şaşalı ve keyifli trendlerinden biri içimizdeki yerel duygulara dokunan içsel bir yolculuğa çıkartan ‘geleneksellik trendi’ oldu.  Bu trend 2014 yılında da parlamaya devam edecek. Bu trendin çıkış sebebini,  arttırılmış sanal gerçekliğin insani duyguların önüne geçmesi ve teknolojik yanlızlık çekmeye doğru giden topluluklar olma telaşı olarak görebiliriz. Bu trende dahil olarak ‘doğu etnik kökeni’ temalı ve milletlerin kendi öz geçmişlerini yad edecekleri akımları bu yıl da izleyeceğiz.

* ‘Ekolojik Yaşam/Sürdürülebilirlik Trendi’ Artan dünya nüfusuyla beslenme kaynaklarının yetmemesi sorunu ile GDO takviyeli besinler, doğal dengenin bozulması ile kaynakların tehlikeye girdiği bilinen gerçekler. Dün göz ardı ettiğimiz gerçekleri bugün masaya yatırmak ve tehlike çanlarını engellemeye çalışmak öncelikle bilim insanlarını meşgul ediyor. Tüm bu gerçekler doğrultusunda tasarımın etkilendiği en ciddi alanlardan biri de ekolojik yaşam dengesi oluyor.  Bu  anlamda direk olarak ürünlerin tasarımında ya da endirek olarak verilen mesajlarda tema hep ‘sürdürülebilirlik’. Gelecek trendlerinde sürdürülebilirlik temalı ürünler, binalar, yaşam alanları, kişisel ürün kullanım alışkanlıkları değişiyor. Sürdürülebilirlik makro trendi içerisinde yenilikçi trend oluşumlarını da her yıl umarım olumlu gelişmelere sebep olacak atılımlarını yaşayacağız.


Son Söz

Toplumsal eğilimlerin büyük bir hızda geliştiği, teknoloji ve bilimde gelişmelerin gün geçtikçe arttığı çağımızda önemli olan, trendlerin yönünün bilinmesinin önemini kavramak ve yorumlama ortamını yaratmaktır.


Toplumun / insanlığın  nereye yöneleceğinin önceden sezilebilmesi ancak trendlerin yorumlanabilmesiyle olabilir.  Bu anlamda sezgilerden ciddi dayanaklı (bilimsel / teknolojik) verilere kadar  her hareketin / değişimin  kavranabilmesi, göz ardı edilmeden araştırılması ve sistematik trend araştırma araçları ve yöntemleriyle incelenmesi,   buradan da futuristik yaklaşımlara ulaşılması geleceğin faydasını yaratabilmek adına gerekiyor.




Özlem Devrim
Endüstri Ürünleri Tasarımcısı / Trend Uzmanı

@trendssoul

TREND ŞİFRELERİ

Better Homes and Gardens Dergisi - Ocak 2014 




Endüstriyel Tasarımcı / Trend Danışmanı
Uygulamalı Fütürist (Applied Futurist)

@trendssoul

Sayfa güncelleme tarihi : 10.01.2016

4 Ocak 2014 Cumartesi

TREND 5N 1K 2G

Konsept Pojeler Dergisi - Ocak / Şubat 2014








Endüstriyel Tasarımcı / Trend Danışmanı
Uygulamalı Fütürist (Applied Futurist)

@trendssoul

Sayfa güncelleme tarihi : 10.01.2016

1 Ocak 2014 Çarşamba

HAKKIMDA

Özlem Devrim,  Marmara Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümünden mezun oldu. Endüstriyel ürünler ve ürün tasarımcılığı konusunda, makaleler yazdı. Sektörel dergilerde yayınlanan bu makalelerinden birinde, dünyada ilk kez ve benzeri olmayan bir şekilde, endüstriyel ürünlerin enerji ile ilişkilerini inceledi ve endüstriyel ürünleri kategorize etti;  mesleğin dünya ölçeğinde  (zamana göre) dikey ve (mekana göre) yatay analizlerini yaparak  Türkiye’deki durumu ile karşılaştırdı. Bu mesleğin diğer mesleklerle ( mimarlık, mühendislik) ve plastik sanatlarla (resim, heykel, takı, moda vb) ilişkisini teknik / ekonomik / sosyal / estetik / felsefi... açılardan inceledi.  Türkiye’de endüstriyel tasarımcılığın nasıl gelişebileceği  ve global rekabette nasıl rol alabileceği konusunda yol ve yöntemler gösterdi; tasarım felsefesi konusunda derin araştırmalar yaparak düşüncelerini  yazdı.  Endüstri ürünleri tasarımcısının asla bir “salt sanatçı” yani bir “ressam ve/veya heykeltraş” olmadığını; bir endüstri ürünü tasarımının ise asla bir “salt sanat” yani bir “salt heykel” olmadığı tezini savundu ve bu tezini makalelerinde kendi özgün teknik ve felsefi kanıtları ile ispatladı. Bu tezinden yola çıkarak, resim ile endüstriyel ürün tasarımı arasındaki en temel farklardan birinin, “yerel ve global trendler” olduğunu gösterdi. Bir endüstriyel tasarımcının, teknolojiye bağlı ve bağımlı olduğu kadar trendleri  de takip etmesi  gerektiğini ve tasarladığı ürünlerde yerel / global trendleri uygulaması gerektiğini, bir ressam gibi salt içsel dünyası ile eser üretemeyeceğini iddia ve ispat etti. 

Özlem Devrim, "Trendlerin ve Dönemsel Eğilimlerin Ürünlerin Strüktürel Yapılarına Etkilerinin Kullanıcı Elektroniği Sektöründe İncelenmesi" konulu yüksek lisans tezini yazdı. Tezi için gerekli kaynakları WEB ortamında araştırırken, araya giren onlarca site tarafından perdelenmiş  ilk (ve gerçek) kaynaklara ulaşmanın nasıl bir sabır ve araştırma tekniği / bilgisi gerektirdiğini gördü.

Global trendleri takip etmek ve futuristik açıdan kendini geliştirebilmek / besleyebilmek için takip ettiği yabancı kaynaklardan edindiği teknik / bilimsel / sosyolojik / sanatsal ... datayı, kaynaklarını da açıklayarak isteyen herkesle paylaşmak için,  trendssoul sitesini kurdu. 

Güncel trendleri takip etmenin yetmeyeceğini ve zaten kapitalist tüketim piyasasındaki oyuncuların bu tarz güncel trendleri  hergün her şekilde topluma dayattıklarını yeterince bildiği için; bu sitede  güncel  trendlerin ötesine geçebilmenin yani geleceği okuyabilmenin (futurizm)  ipuçlarını verecek yayınları yapıyor.  

Özlem Devrim, çeşitli üniversitelerin Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümlerinde yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli dersler verdi.  

Şubat 2010-Haziran 2011 döneminde ETMK İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı. Birçok yarışma ile projede danışma kurulu ve jüri üyelikleri yaptı.



BU WEB SITESININ İÇERİĞİ HAKKINDA: Özlem Yan Devrim bu bloğun kurucusu ve sahibidir. Özlem Devrim bu sitede, kendi yazdığı makaleler ile katıldığı etkinlikleri yayınlar. 

BU WEB SİTESİNİN İÇERİĞİ HAKKINDA UYARI : Bu blog ticari olmayan bir web sitesidir. Bu web sitesinin bütün içeriği, ilham vermek niyetini taşır. Bu sitenin içinde yayınlanan ve Picasa Web / Google+   albumünde Özlem Devrim adına kayıtlı olan fotoğraflar, Özlem Devrim tarafından çekilmiştir. Özlem Devrim, kendi çektiği resimleri Picasa web / Google+ albumünde ve burada, düşük çözünürlük ile yayınlar. Bu fotografları, kaynak belirtmek ve ticari olmamak şartı ile isteyen kullanabilir. Fakat, Özlem Devrim tarafından çekilmemiş (yani, Özlem Devrim’in Picasa web / Google+ albumunde yer almayan) fotoğraflar ile bütün görsel malzemeler üzerindeki bütün haklar, sahiplerine aittir. Bu tür malzemeler, copyright haklarını bozduğunun bildirilmesi halinde derhal siteden kaldırılır.Özlem Devrim’e ait olsun veya olmasın, bu sitede yer alan içeriğin herhangi birini ticari olarak kullanmak isterseniz, öncelikle içeriğin sahibini bulmak ve kendisine müracaat etmek zorunda olduğunuzu mutlaka bilmelisiniz. 

LEGAL WARNING ON THE CONTENTS OF THIS WEBSITE: This blog is a non-commercial website. Whole content of this website is for inspirational purposes only. Photographs, that are published In this website and registered for the name of Özlem Devrim in Picasa Web Album, are personally shot by Özlem Devrim with the permission of their respective owners and/or copyright holders. Those photographs, that are published in Picasa Web Album and on this site in lower resolutions than actual, may be used for non-commercial purposes and relevant reference as to the actual source is provided.Please also take note that all rights and/or copyrights for other photographs and visual materials, which are currently published on this site that are not shot by Özlem Devrim and therefore not published under Picasa Web Album, belongs to their respective owners. Such materials that are or may be reported as to infringe copyrights are removed forthright.Also note that, regardless of whether the copyrights belong to Özlem Devrim or any third party person or entity, if you ever wish to or would like to use any of the materials published on this site for commercial purposes, you must by law first get in touch with the actual copyright owner in order to have his/her permission to use.

OFİSLERDE Y DEVRİMİ

Office Magazin Dergisi - Ocak 2014









Endüstriyel Tasarımcı / Trend Danışmanı
Uygulamalı Fütürist (Applied Futurist)

@trendssoul

Sayfa güncelleme tarihi : 10.01.2016

31 Aralık 2013 Salı

OFİSLERDE Y DEVRİMİ

OFİSLERDE Y DEVRİMİ

Günün 24 saate bölündüğü bir dünyada sürekli zamanla yarışarak yaşıyoruz. Bu yarışta galip geldiğimiz günler çok az; pek çoğumuz, Alis Harikalar Diyarı’nda her zaman geç kalan beyaz tavşana benzemeye   başladık, sürekli bir yerlere koşuşturan, işlerini yetiştiremeyen insanlara döndük. 

Zaman, geri dönüşü olmayan bir süreç. Başarılı olabilmek için dakikalarına varıncaya kadar planlı kullanmak, boşa harcamamak lazım. Bunu söylemek kolay; fakat yapmak, yani zamanı yönetmek hiç de öyle basit bir iş, hele doğuştan kazanılmış bir yetenek ya da bir beceri asla değil. Sosyal, kültürel, psikolojik, ekonomik... kişisel hayatlarımızı nasıl yönetebileceğimiz konusunda büyüklerimizden öneri, destek ve eğitim almak zorunluğumuz var çünkü içgüdülerimizde böyle bir kodlama yok.

Ekonomik faaliyetlerin yerel ölçekte kaldığı yakın zamanlara kadar iş hayatında çalışma saatlerini, yerlerini, düzenlerini, koşullarını... belirlemek, yani zamanın nasıl yönetileceğine karar vermek, sadece işverenlerin tekelinde idi; işyerlerindeki verimlilik, işverenlerin kişisel yetenekleri kadardı ve çalışanlar bunu sorgusuz kabul eder, maaşlarını almaktan başka bir şey düşünmezlerdi.

Ekonomik faaliyetlerin global ölçeklere ulaştığı günümüzde, proje / üretim / yönetim... süreçlerine dahil edilmeyenler, başarısız / verimsiz işletmelerde çalışmak istemiyorlar. Seri üretim yapılan fabrikalarda, çoğunluğu  robotlarla işbirliği içinde, el emekleri ile çalışanları bir kenara bırakacak olursak, ofislerde artık işverenlerin hegomonyasına karşı bir direniş var: kendi çalışma ortamlarını ve koşullarını kendileri belirlemek istiyorlar. Fiziki ve görsel konfor ile stresi azaltan detayların, o eski şık ve kaliteli cool ofis kavramının yerini almaya başladığı son 10 yılın ofis trendleri, yeni kuşakların getirdiği yaklaşımlarla şekilleniyor. 

Artık neredeyse hepimizin duyduğu ve bildiği “Y” kuşağının iş hayatına girişi, özel veya tüzel işletmelerde, işverenler veya vekilleri konumundaki insan kaynaklarının klasik tutumlarını değiştirmelerini dayatıyor.  Aslında bu, tek yönlü bir  zorunluluk değil. Globalleşme sürecinde işverenler, tek başlarına, kişisel bilgi ve becerileri ile global rekabette etkili ve yeterli bir oyuncu  olamayacaklarını gördükçe, global dünyanın ürettiği “Y” kuşağının, ofislerinde kendilerine küçük bir “globe”  yaratmalarının faydalı olacağını kabul etmeye başladılar. Bu iş biçimi, karşılıklı bir menfaat paylaşımı anlamına geliyor çünkü “Y” kuşağı da ancak bir “globe” da çalışabilir; verimli, üretken, yaratıcı... olabilir. İşverenin global rekabette etkin bir oyuncu olma isteği ile global dünyanın nimetleri ile büyümüş  “Y” kuşağının kendisini huzurlu ve mutlu hissedebileceği bir ortamda çalışmak arzusu, küçük “globe” larda yaşam koşullarına kavuşuyor ve kapalı kutulara benzeyen ofis kavramını giderek bitiriyor. Çalışanların kendilerini kendi evlerinde gibi hissedebileceği, benimseyebileceği ofislerde ortaya çıkan verimli iş sonuçları da gösteriyor ki çalışanlar; kendi çalışma saatlerini, yerlerini, düzenlerini, koşullarını... belirlemekte işverenlerden daha fazla ağırlığa sahip olduklarında, karşılığını da fazlasıyla verebiliyorlar.

Günümüzde, ofislerin fiziksel  yapılandırılmasında, çalışanların kendi arzu ve iradelerine uygun kendi ortamlarını yaratmalarına izin veren, hatta teşvik eden işverenler, kapalı kutuya benzeyen ofislerde üretilen katma değerlerin kat ve kat ötesine ulaşabiliyorlar. Üstelik, kapalı kutularda verimlilik için çırpınan işverenlerle taban tabana zıt biçimde, hiçbir zahmet ve sorumluluğa katlanmadan, sadece hedefi göstererek başarıdan başarıya koşuyorlar; çoğu zaman, kendi akıllarına bile gelmeyen, hiç gösterilmemiş hedefleri bile yakaladıkları oluyor. 

Bu yeni iş felsefesi giderek yerleşirken, eski kavramların da altını oyuyor: “Y” kuşağı kendisini bir işverenin çalışanı olarak değil, içinde yer aldığı “globe”un bir parçası olarak görüyor. Aidiyet ve sahiplenme gibi kavramlar içerik değiştiriyorlar.  Global dünyada artık işverenlerin kişisel rekabeti değil, “globe” ların rekabeti konuşuluyor. Ekonomik bağımsızlığını elde etmek için çalışmıyor “Y” kuşağı, global rekabette global bir rol alabilmenin hazzı için  “globe” unu sahiplenerek  bütün hünerlerini ortaya döküyor. Sosyal hayatında giderek kişiselleşen ve yalnızlaşan “Y” kuşağı insanı, global dünyada yepyeni bir paradox yaratıyor: kendi “globe”unu sahiplenerek diğerleriyle  rekabete  girmek için “kitlesel” hareket ederken,  kendisiyle işbirliği içinde olan diğer bütün oyuncularla tek başına rekabete girerek salt “bireysel” davranıyor. Artık -eskiden olduğu gibi- çalışanlar arasında bir işbirliğinden söz etmek kesinlikle mümkün değil ve asla olmayacak.

Ofislerimizin 10-15 yıl öncesine kadar varolan tarzını betimlemek gerektiğinde, bir paravan ya da duvarla genellikle soluk renkli bir duvarla- bölümlenmiş bir alan gelir çoğu çalışanın aklına. Paravan ya da duvar —her neyse— bir statüko belirleyenidir; çalışanlar arasında yetki, yeterlilik, sorumluluk... alanlarını belirler. Kapılarında isimlikler bulunan odalar vardır. Bu kapıların önlerinde, üst kademeye aidiyetin arttığı oranda azalan / yanlızlaşan çalışanlar ya da bekleyenler bulunur. O kapılar, kademe / ünvan yükseldikçe yaklaşılması dahi güçleşen korkutucu simgelerdir; adeta devleşerek çalışanı ezer geçerler; çünkü onlar, “baby boomer” ların simgeleridir. “X” kuşağı, Baby Boomer yöneticilerle bu hiyerarşik çizgilerde tanıştı ve çalıştı. Fiziki ofislerin aynalandığı katı kişilikler de bu ortamlarda oluştu.

Son 5-10 yıllık dilimde ise “Y” kuşağının “X” kuşağı yöneticilerle çalıştığı ve yeni ofis ortamlarının, yeni çalışma sistemlerinin uygulamada görülmeye başladığı dönemlerdir. “X” kuşağı “Baby Boomer” kuşağı ile çalışırken edindiği katı kuralları “Y” kuşağı ile çalışırken törpülemek ve zaman içinde tamamen yeniden yapılandırmak zorunda kaldı. Çünkü “Y” kuşağı, iş hayatında hiç görmediği bir yaşam formunu dayatıyordu: “X” kuşağının iş disiplini konusundaki muhafazakar tutumumunu görmezden geliyorlar, tek tip olmayı reddediyorlar,  “X” kuşağı üzerinde etkili, zorlayıcı, kabullenilmesi ve çalışılması zor bir baskı kuruyorlar fakat işlerini mükemmel bir şekilde yapıyorlar ve yaparken de  eğleniyorlar.

1980-1999 yılları arasında doğmuş ve bugün iş yaşamı içinde oluşan farklılıkların temel kaynağı olan “Y” kuşağı ofislerin, yeni çalışma ortamlarının şekillenmesinde özellikle konforun ve özgürlüğün çalışmayı teşvik edici etkenlerin ön planda tutulduğu ortamlarda çalışmak istiyor. Özgür ve rahatlarına düşkün olduğu oranda da inanılmaz çalışkan ve sorumluluk bilincine sahip bir kuşak olduklarını kanıtladılar ve yaratıcı iş çıktılarının yaratıcı ortamlarda oluşacağını Baby Boomer kuşağına bile kabul ettirdiler. Baby Boomer kuşağının alışık olduğu, “X” neslinin sorgulamadan kabullendiği, “Y” nesli tabiriyle ‘sıkıcı’ ofisler ve toplantı odaları onlara uygun değil; iş saatlerini ve toplantılarını mümkün olduğunca ferah ve konforlu ortamlarda geçirmek istiyorlar. Zorunlu olmadıkça fiziki ortamlara yanaşmıyor, sanal ortamları tercih ediyorlar. Baby Boomer kuşağının sabırla ördüğü ve “X” kuşağının bilgisi ile yücelttiği iş deneyimleri yumağı bugün “Y” kuşağı tarafından itinayla çürütülüyor, tüm bildik kaleler yıkılıyor. İş hayatı “Y” kuşağının yaşam felsefesini iş yaşamına sokmasıyla birlikte tümden yenileniyor. Konforlu ofis ortamları, verimli çalışmaya teşvik amaçlı düzenlenmiş mola alanları ve hatta serbest çalışma saatleri gibi akla gelebilecek her türlü konfor ve kolaylık, yeni kuşak çalışanını verimli ve başarılı olması için güçlü birer motivasyon aracı olarak görülüyor.

“Y” kuşağı yaptığı iş ve ürettiği ürün-çıktı ile kendini yansıtıyor; başarısı ile bağ kuramadığı durumlarda verimliliği düşüyor, işe bağlılık, sadakat sorunları yaşıyor: maddi tatminin yanında manevi tatmine de çok önem veriyor. Çalışma ortamından manevi olarak doyum almaya çalışıyor. İş saatlerinin esnek olmasını, kararlarda ortak söz sahibi olmayı isteyen “Y” kuşağı, işyerlerinin dekorasyon kurallarını da esnetiyor: rahat ve ergonomik koltuklar, eğlenceli ve yaratıcı dinlenme alanları, keyifli molalar yaşatacak yeme-içme mekanları, sosyal ilişkilerin kurulduğu, sohbetlerin yapıldığı yemek salonları, spor-aktivite salonları ve bu salonlarda düzenlenen spor etkinlikleri, fonksiyonel olduğu kadar duygulara da hitap eden çalışma masaları ve elektronik eşyaları... istiyor. Fakat bütün bu isteklerini kendilerinin, yeni jenerasyon kuşağın iş ortamından özel beklentileri olarak görmüyor, bu jenerasyonun iddiası “zaten ofislerin doğal ortamı bu olmalıdır. Normal budur!”

 “Y” kuşağı ofis insanı, ofis mobilyalarında belirli kriterlerin olmasını talep ediyor. “Y” kuşağının karakteristik  “daha fazlasını istemek /azla yetinmemek” özelliği, mobilyaların şekillenmesinde de önemli bir etken oluyor. Özgür ve talepkar karakterlerini haklı çıkarırcasına “Y” kuşağı çok çalışkan, uzun saatlerini çalışarak geçirebiliyor. Konsantrasyon ve konfor yaratan ortam talepleri  çok yerinde çünkü motivasyon ve konsantrasyon duyguları paralel çalışıyor, birbirlerini besliyorlar. Geçmişte kullanılan basit ofis mobilyaları, yerini insancıl ürünlere bırakmaya başladı. “Y” kuşağı saate bakarak değil işin bitişine hedeflenerek çalışıyor ve bu noktada mobilyanın konfor derecesi uzun çalışma saatlerinin verimini etkiliyor.

“Y” kuşağı çabuk tüketen, hep isteyen bir kuşak gibi akıllara yerleşse de insancıl taraflarının geçmiş kuşaklara göre daha gelişmiş olduğunu söyleyebiliriz. Çevre problemlerinin yaşandığı, hiçbir ürünün doğal olamadığı bir dönemde doğan ve büyüyen  “Y” jenerasyonu için çevreci ürünler ayrı bir önem taşıyor. Ofislerde atık pil kutularını, kağıt ve plastik çöp kutularını, çevreci önerileri hep “Y” kuşağı döneminde gördüğümüzü unutmamalıyız. Bir çok “Y” kuşağı çalışanından, home ofis çalışma ile ulaşım, elektrik, doğal kaynaklar, gıda, atık vb gibi çevresel sorunların azalacağı yönünde iş organizasyonu teklifleri duyabilirsiniz. İş hayatı trendleri yakın bir gelecekte “Y” kuşağının artık işe gelmeyeceği, evinden daha verimli çalışacağını kanıtlayacağı yönünde ve hedeflerini, iş planlarını terminlerine uygun şekilde yaptıkları sürece bir sorun olmayacağı inancı giderek yerleşiyor.  Baby Boomer ve “X” kuşağı yöneticilerin, güven sorunlarını aşması yeni iş sistemlerinin başlaması için yeterli.

Ofiste çalışmaya devam edecek ve etmesi zorunlu işlerde “Y” kuşağının motive edilmesi şart!” Bu da google, facebook, twitter, pixar vb firma örneklerinde açıkça görülüyor; perspektifi biraz genişletmek bile yeterli, anlamaya çalışmak yeterli. Belki de Baby Boomer ve “X” kuşaklarına yıllarca verilen ‘empati’ eğitimlerinin iş hayatında biraz olsun uygulamaya başlanması bile “Y” kuşağının yaratıcı zekasını iş hayatına katmasına yol açacaktır. “Y” kuşağı ile iletişimin yolu gerçekleri söylemek, net olmak ve aynı dili konuşmaktan geçiyor. İnsan kaynakları ve iletişim uzmanları, yaratıcı ortamların insanı teşvik ettiğini, kişilerin kendilerini ifade eden ortamlarda daha verimli olabileceğini ve ortamın insan psikolojisi üzerindeki etkilerini “Y” kuşağından öğrendi. Şimdi ofislerde bu öğretinin sonucu olarak bir “Y” devrimi yaşanıyor.

Baby Bomeer kuşağı disiplin, “X” kuşağı şirketlerde verimlilik üzerinde durdu ve çalışma ortamları verimlilik üzerinde şekillenmişti. “Y” kuşağı ile değişen işyerleri artık yaratıcılığı teşvik etmek için tasarlanmaya başlandı. Ofis ortamları ile mobilyaları, konfor, estetik ve teknolojik  seçenekleri ile yeni jenerasyon çalışanların beklentilerine uygun hale geliyor.

Baby boomer etkisini üzerlerinden atıp uyum sağlamayı başarabilen “X” ler,  bu yeni kuşakla makul bir çizgide buluştular ve yıllardır bir çok enteresan deneyimi birlikte yaşadılar. Günümüzde “Y” kuşağının ilk çalışanlarını artık yönetici kademelerinde de görmeye başladık. Bu da çalışma hayatındaki trendlerin gelecek yıllarda bakış açıları farklı bu kuşağın liderliğinde çok daha hızlı değişeceğine işaret ediyor. Son on  yıldır İnsan Kaynakları literatürünün büyük bir kısmını yeniden yazan bu jenerasyon, fiziksel ve felsefi olarak da ofis yaşamlarını baştan yaratmaya devam ediyor.

Önümüzde bir de “Z” ler var. Onlar “Y” lerden farklı, yeryüzüne geldiği andan itibaren tabletler ve mobil cihazlar ile büyüyorlar. Sürekli bir bilgi akışı ve etkileşim içindeler. 2003’ten başlayarak dünyaya gelen “Z” kuşağı kendi ihtiyaçlarının farkına daha bebekken varan, AVM’ lerde kendilerine ait market arabası ile gezen, kendi alışverişlerini yaptıkları gibi ailelerinin kararlarında da söz sahibi olmaya hevesli bir jenerasyon...Trend görülerine bakarsak sadece ofislerde değil iş yaşamında devrimi de “Z” kuşağı ile yaşayacağız.

Bu makale Office Magazin Dergisi, Ocak 2014 sayısında yayınlanmıştır 

Dergi sayfalarını görmek için >>

Özlem  Devrim
Endüstriyel Tasarımcı / Trend Danışmanı
Uygulamalı Fütürist (Applied Futurist)

@trendssoul

Sayfa güncelleme tarihi : 10.01.2016

30 Aralık 2013 Pazartesi

VİKO - MARMARA ÜNİV. ENDÜSTRİ ÜRÜNLERİ TASARIMI BÖL. SANAYİ ÜNİVERSİTE İŞBİRLİĞİ

Yaratıcılık ile Deneyimin Uyumlu Buluşması:
Marmara Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü
ve
VİKO Elektrik ve Elektronik Endüstrisi San. Tic. A.Ş.
Tasarım Atölyesi Süreci


 VİKO ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Endüstri Ürünleri Tasarımı 
Bölümü işbirliği, kapsamı endüstri destekli proje olarak belirlenmiş bir proje geliştirme
sürecini kapsamaktadır. 
  


Tasarım Süreci Adımları

Proje sürecinde Marmara Üniversitesi Endüstri ürünleri Tasarımı Bölümü 

öğrencilerine tasarım ve imalat detaylarını daha iyi kavrayabilmeleri, 
sektör hakkında bilgi sahibi olmaları için 
VİKO endüstriyel tesislerinde ürünler hakkında bilgiler verildi.



Tasarım öğrencileri ile topraklı fiş tasarımı eskiz ve tasarım detayları aşamalarında 
sektör ürünleri hakkında detaylar hakkında bilgi verildi. Öğrencilerin tasarımları 
üzerinde teknik ve konsept tasarım kritiği yapıldı.


Proje tasarım süreci sonunda öğrenciler tasarımlarının proje sunumlarını 
gerçekleştirdirdiği jüri yapıldı. Projenin final teslimi öncesinde gereken 
teknik ve konsept tasarım detayları paylaşıldı.



Sanayi ile üniversite işbirliğimizin yaratıcı sonuçları için 
öğrencilerimizi ve emeği geçenleri tebrik etmek adına 
projemizi bir kokteyl ile kapattık. 

28 Aralık 2013 Cumartesi

“Sırtını güneşe çevirirsen gölgenden başka bir şey göremezsin” Halil Cibran

Özlem DEVRİM
VİKO Endüstri Ürünleri Tasarımcısı
Sanayi - Üniversite İşbirliği Proje Yürütücüsü

“Sırtını güneşe çevirirsen gölgenden başka bir şey göremezsin” Halil Cibran

Tasarım özünde yaratıcı bir enerjiyi, inovasyon bilinmez fırsatların yeniliklerle vücut bulmasını, gelecek ise tasarım ve inovasyon ile beraber çıkılan sonsuz bir yolculuğu tarif eder benim düşüncelerimde; tabii ki geçmiş bilgilerin ışığında, güncel donanımlarla…

Ayçiçeği ve Apollo’nun mitolojik hikayesi kadar dokunaklı olmasa da güneşe dönen, onunla beslenen ve besleyen; aldığı enerjiyi dönüştürerek doğal bir mucize yaratan ayçiçekleri  gibi tasavvur ediyorum tasarım öğrencilerimiz ile sanayicilerimizi… onlar gibi güneşe doyumsuz, onlar gibi enerji depolayan, dönüştüren ve yaşam zincirinde yeni halkalar üreten...

 “Sırtını güneşe çevirirsen gölgenden başka bir şey göremezsin” sözünde ne güzel ifade etmiş Halil Cibran, gölgelere baka kalmanın aldatıcı fakat varlığı yok eden kibrini... Sanayi ve üniversitelerin bilim ve teknoloji ile  ilişkilerinde de anlamını buluyor bu söz: yüzünü bilime / teknolojiye döndürmeyen sanayiler ve üniversiteler, ne kadar böbürlenseler de sonunda kavrulup yok olmaya  mahkumdurlar; birbirleri ile ayrışmadan, bir tarladaki her bir ay çiçeği gibi tek vücut olmak, hep birlikte ve uyum içinde davranmak, bilim ve teknolojiden gözlerini ayırmadan işbirliği içinde çalışmak / üretmek zorundadırlar. Doğaldır ki aynı tarlanın ürünleri birbirlerinin aynısı olmayacaklardır, farklı tarlalardaki ürünler de birbirlerine hiç benzemeyeceklerdir fakat hiç şüphe yok ki hiçbir tarla toptan kavrulup kurumayacaktır.   

Öğrenci iken tasarım-sanayi ilişkisinin önemi ve zorunluluğunu üniversite sıralarında tecrübe eden, çalışma hayatında değerini anlayan ve devlet politikaları kapsamında teşviki için sayfalarca makale yazan bir endüstriyel tasarımcı olarak, VIKO desteği ve öncülüğünde sanayi ile üniversiteler arasında bir köprü olmayı kendime görev edindim.

Üçüncüsünü gerçekleştirdiğimiz bu birliktelikler arasında –diğer okulların anlayışına sığınarak- en anlamlısını da kendi mezun olduğum okul ile gerçekleştirdiğimin altını çizmek istiyorum.

Vizyoner bir firma olan VIKO A.Ş’nin ve vizyoner bir kurum olan Marmara GSF Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nün yenilikçiliğe açık yaklaşımlarının sonucu olarak “deneyim ve yaratıcılığın” buluştuğu bir sinerji platformu oluştu. Ülkemiz için güzel bir örnek oluşturan, gurur ve mutluluk kaynağı bu çalışmada emeği geçenlere teşekkür etmeyi borç biliyorum:

Sanayi – Üniversite İşbirliği projemiz için imkan sağlayan ve destekleyen Genel Müdürümüz Nusret K. Apaydın’a, Arge Merkezi Direktörümüz Orhan Ünal ve Ar-Ge Müdürümüz Çiğdem Yürür’e, projenin gerçekleşmesinde büyük emekleri olan Savaş Kalaça’ya ve İlker Çelik’e; yaratıcı tasarımları için proje öğrencilerimize, bu tasarımların yaratıcılık kodlarını kendilerine işlemiş olan başta Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölüm Başkanı Arslan Özbiçer olmak üzere emeği geçen öğretim üyelerimize teşekkürler ederim.

Özellikle, şirketimizin  Ar-Ge faaliyetlerinde önümüzü açan, teşvik eden, destekleyen, tecrübeleri ile bizlere her zaman liderlik eden Sn. Cahit Durmaz’a  gönülden teşekkürlerimi sunuyorum.


Özlem (Yan) Devrim
Endüstriyel Tasarımcı / Trend Danışmanı
Uygulamalı Fütürist (Applied Futurist)

@trendssoul


“You see nothing but your shadow if you turned your back to the sun”. (Khalil Gibran)

In my conception, whilst the design in its essence describes that creative energy, in a similar manner innovation describes the coming into existence of the unknown opportunities in revelations, and the future describes that ever ending perpetual voyage that the design and innovation have set off together… of course, in the light of the knowledge from the past coupled with those current hardware.           

Though it may not be or seem to be as poignant as the mythological story of the Sunflower and Apollon, I envisage both, our design students and our industrialist, as the sunflowers that turned themselves toward the sunlight in order to be nourished and to nourish; thus creating a natural magic by transposing all that energy so had and given.          

How fantastically expresses Gibran of that ‘deceiving and existence-destroying feeling of arrogance that one perceives when one stands in bewilderment staring at the clouds’ when he says “You see nothing but your shadow if you turned your back to the sun”. Indeed, that phrase comes very much alive in terms of the relationship of the science & technology with the industry & universities: industries and universities insisting not to turn their faces toward the science and technology are bound to scorch out only to vanish eventually… no matter how much they boasted! Therefore, just like that each and every sunflower plant in a field, they must become as one; acting in total harmony and working, producing and manufacturing in coordination with one another never taking their eyes off the science and technology. Let alone the produce had from different fields are bound to be completely different than one another, even no two produce had from the very same field are going to be the same, either. However, what is certain is that no fields there are to scorch and vanish!                

As an industrial designer who experienced that necessity and importance of design and industry and acknowledged the actual value of that in her professional and wrote many pages of articles for the encouragement of the same under and by state policies, I took it on as a duty with the support of VIKO to bridge that very gap between the industry and the universities.

I would like to take this opportunity, by the virtue of this third meting of ours, to actually underline the most meaningful of all those meetings that I have had with the college I grautated from –of course, with the kind permission of all other colleges.

As a result of that open-to-innovative approach of VIKO INC. as a visionary firm and again as a visionary institution Faculty of Fine Arts, Department of Industrial Products Design at University of Marmara again as a visionary institution, a platform of synergy where “experience and creativity” has now been formed.

I hereby extend my sincere gratitude and thank to our General Manager Mr. Nusret K. Apaydın who gave his support and provided us with much needed assistance, our R&D Centre Director Mr. Orhan Ünal and R&D Manager Mrs. Çiğdem Yürür, as well as to Mr. Savaş Kalaça and İlker Çelik who have helped us in realisation of this meeting, to all our students for their most creative designs, and of course, to our Mr. Arslan Özbiçer; the Head of Industrial Products Design Department who has woven our students with the codes of creativity for all of those designs here, and to all other lecturers.             

And, last but not least, I also sincerely thank to Mr. Cahit Durmaz; who has paved the way at our firm for R&D activities and, encouraged and supported us by sharing his valuable experience with us. 

Özlem Devrim
Endüstriyel Tasarımcı / Trend Danışmanı
Uygulamalı Fütürist (Applied Futurist)

@trendssoul

Sayfa güncelleme tarihi : 10.01.2016